Destanlarımız ♥ Micanoğlu Hüseyin
Destanlarımız

Micanoğlu Hüseyin
![]()
Yavuz Bingöl'ün Sesinden Mican Türküsü, Mozilla Firefox ve Apple Safari İnternet Tarayıcılarında Otomatik Olarak Başlıyor. Durdurmak İstiyorsanız Üsteki Windows Media Player'in [ || ] Tuşuna Tıklayarak [ ►] Pozisyonuna Getiriniz. Tekrar Dinlemek İçin [ ►] Tuşuna Tıklayarak [ || ] Pozisyonuna Getiriniz. Internet Explorer 8'da Mican Türküsünü Dinlemek İçin Windows Media Player'in [ ►] Tuşuna Tıklayarak [ || ] Pozisyonuna Getiriniz.
![]()
Micanoğlu Hüseyin 1280
(1864) yılında Giresun’un Keşab nahiyesine bağlı Engüz (Dokuztepe)
köyünde doğmuştur. Babası Ömer Ağa, annesi Yakuboğlu Osman’ın
kızı Ayşe kadındır. Giresun’da Sultan Selim Camisi yanındaki
medreseye devam eder, arkadaşları ile bir gece medreseye gizlice
kadın getirdiği için medreseden atılır (1880), tahsiline devam
etmek için Sayca köyünden arkadaşı İsmail Ağa’nın oğlu Hüseyin
ile birlikte Erzurum’a gider. Zeki, çalışkan olmasına rağmen
imtihanda başarılı olamaz, Giresun’a döner (1881), daha sonra da
askere gider. Bir söylentiye göre askerden firar edince dayısı
Yakuboğlu Şükrü’nün yanına gelir. Onların aralarında bir kadın
yüzünden çıkan kavgada Kalafatoğlu Memiş Hoca öldürülür.
Kalafatoğlu Memiş’i öldürenin Micanoğlu olduğu tespit edilince
takibata çıkılır, o da firar ederek şekavete başlar. Bir diğer
söylentiye göre de Erzurum Süvari Alayı’nda nişanlısı Emine’nin
Memiş Hoca’nın oğluna verildiğini duyunca firar eder. Onun
gelişiyle köyde dedikodu alır yürür; Micanoğlu’nun gelinle
ilişkisi olduğu etrafta söylenmeye başlar. Dedikodululardan
rahatsız olan Micanoğlu’nun eski nişanlısı, bir akşam üstü eline
bir değnek alarak Micanoğlu’nun yolunu keser, münakaşa başlar,
gürültü üzerine dışarı çıkan Memiş Hoca da kavgaya karışınca,
Micanoğlu karakulak bıçağını çekerek onu öldürür. Memiş Hoca’nın
öldürülmesi üzerine köyün ileri gelenlerinden Hamaloğlu Hasan
Ağa tarafından tutulup adalete teslim edilir. Mahkeme tarafından
on sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Ancak, hapishaneye
konulduktan altı ay sonra Gürcü Deli Reşid’in adamı Eğribel
Mehmed’le birlikte hapishaneden kaçar.
Hikâyenin devamında;
hapishaneden kaçan Micanoğlu, bir süre gizlenmeye çalışırsa da
sonunda Gürcü Deli Reşid’in çetesine katılmak zorunda kalır. İlk
soygunu Bulancak’taki Şemsettin köyünde Yılancıoğlu Mustafa
Ağa’yı soyarak yapar. Bu kanun dışı faaliyetleri köy basma,
yolcu ve kervanları soyma şeklinde devam eder. Micanoğlu, artık
dağlardadır ve dokuz kişilik çetenin başı olmuştur. Micanoğlu
şekavete başladıktan bir müddet sonra Uğurca köyünden, Gotkile
namıyla tanınan Köroğlu isimli şahıs bir olaydan dolayı firar
edince kendisine haber gönderip yanına alır. Söylenilenlere göre
Micanoğlu katiyen adam öldürmez, bütün bu işleri Gotkile’ye
yaptırırmış. Micanoğlu, hükümet kuvvetlerinin yanında yer alarak
kendisini takibe çıkanları teker teker yakalayarak öldürmeye
başlar. Aynı günde Hamaloğlu Hasan Ağa’yı, Tekbaşoğlu Komit Ali
Ağa’yı, Sarvan İmamını öldürür. Hamaloğlu Ali Ağa’yı, kendisini
kurtarmak vaadiyle kandırarak hükümete teslim etti diye öldürür.
Bu öldürdüklerini Sarvan köyünden Salbacakoğlu Halil İbrahim Ağa
ve diğerleri takip eder. Micanoğlu ve çetesinin yaptığı
soygunlar ve bilhassa Şebinkarahisar’a gidip gelen kervanları
vurması üzerine yüzbaşı vekili Palabıyık Kemal Ağa, yanına
aldığı Aslan Bey ve Soloğlu Ahmed Ağa ile birlikte onun takibine
çıkar ve Micanoğlu’nu yakalamaya çalışır. Fakat Micanoğlu’nu ele
geçirmek mümkün olmaz. Micanoğlu kendisini ele geçirmeye çalışan
kuvvetleri meşgul ederek yakalanmamayı başarır.
Mican takipten kurtulmak
için kendisine daha güvenli barınma yerleri aramaya başlar.
Karagöl yaylasına çıkarak Erbaalı Kel Seyid’e misafir olur. Kel
Seyid, yanında kırk-elli kadar insan çalıştıran, sürüleri obaya
sığmayacak kadar çok olan zengin birisidir. Kendini takibe çıkan
kolluk kuvvetleri Micanoğlu’nun izini buruda da bulur. Micanoğlu,
Yanbulu denilen bir dağ geçidinde hükümet kuvvetlerini pusuya
düşürür, jandarmaların bir kısmını esir alır. Micanoğlu
hakkındaki kimi sözlü, kimi yazılı kaynaklara dayanan hikaye bu
şekildedir.

(Mican filminden bir sahne..)
Onun adının geçtiği arşiv belgeleri Micanoğlu’nun diğer bir
yönünü aydınlatmaktadır. Micanoğlu, Giresun-Şebinkarahisar yolu
üzerinde bulunan maden işletmelerinden haraç almaktadır. Eğribel
madenini işleten Fransız şirketin sahibine mektup yazarak ondan
haraç almaktadır. Eğribel madenini işleten Fransız şirketin
sahibine mektup yazarak ondan haraç ister. Maden şirketi haraç
vermeye yanaşmayınca bu sefer Micanoğlu madenin Karagöl
yaylasından gelen suyunu keser. Maden susuz kalır. Bu haraç
isteme olayı, konuyla ilgili türkü yakılmasına yol açar:
Vara vara vardım maden
yoluna
Bir mektup yazdım
direktörüne
Eğer bu maden işleyecekse
Bin altın göndersin
Micanoğlu’na
Karagöl altından kırk
atlı geçtim
Martin kurşunun suyunu
içtim
Sağımdan vuruldum soluma
düştüm
Dil bilmez Çerkezler
içine düştüm
Ben de vardım maden
baskununa
Yar yağmur yağmış daşın
üstüne
Beş üz asker kalkmış
Mican üstüne
Karagöl yaylasında Kel
Seyid’in misafiri olan Micanoğlu’nun hem Fransız şirketin
sahibinin eşi ile, hem de Kel Seyid’in gelini ile aralarında bir
gönül ilişkisi olduğu etrafta söylenmeye başlar. Gerek madene
yaptığı baskın sebebiyle hükümet kuvvetlerinin takibi, gerekse
Kel Seyid’in gelini ile olduğu söylenilen gönül ilişkisi bir
bakıma Micanoğlu’nun da sonu olur. Bir söylentiye göre Kel Seyid,
hükümetle anlaşarak Micanoğlu ve arkadaşlarını yakalar. Ellerine
kelepçe vurur. Micanoğlu’na karşı hissi bir yakınlık duyan Kel
Seyid’in gelini yoğurt tasının içinde kelepçenin anahtarını
Micanoğlu’na verir, onun kaçmasını sağlar. Micanoğlu dışarıya
çıkınca köpeklerin saldırısına uğrar. Köpeklerden kurtulmak için
yakındaki bir göle girer. Uzun süre suda kalan Micanoğlu, üşütür
hasta olur, Çivriz yaylasına yakın Yassıalan’da ölür. Cenazesini
Keşap’a getirirler.
Diğer bir söylentiye göre
geliniyle olan ilişkisi sebebiyle Kel Seyid, Micanoğlu ile
arkadaşlarını birbirine düşürür. Arkadaşları Micanoğlu’nu
öldürüp bir duvarın üzerinden aşağıya atarlar. Cenazesi
Giresun’a getirilir.
Ama halk arasında
Micanoğlu’nun bu şekilde ölmesi, olaya destanî bir hava
kazandırır. Bir inanışa göre Micanoğlu, o sırada çığ altında
kalarak ölen Kel Seyid’in çobanlarından birisine kendi
elbiselerini giydirmiştir, herkes Micanoğlu’nun çığ altında
kalarak öldüğünü zannetmiştir. Aslında Micanoğlu ölmemiştir.
Micanoğlu bu diyarı terk etmiş ve o “sır olmuştur”. Diğer bir
inanışa göre de Çivriz deresi içinde bir başka adamın ölüsü
bulunur, müfreze bu ölüye müsademe edilmiş gibi üç beş el kadar
silah atar ve bu kişinin Micanoğlu olduğu söylenilir. Adamın
ölüsü müfreze tarafından Keşab’a getirilir, Micanoğlu’nun
anasından “telkin ve tehditle” ölünün Micanoğlu olduğunu
söylemesi istenilir. Micanoğlu’nun anası ölenin Micanoğlu
olmadığını bildiği halde “oğlum diye feryad eder”. Aslında
Micanoğlu ölmemiştir, bu diyarı terk etmiş ve o “sır olmuştur”.
Hatta, Micanoğlu’na Osmanlı ülkesinin değişik yerlerinde
rastlanır. Micanoğlu’nu kimisi Midilli’de, kimisi Zonguldak’ta,
kimisi Mekke’de görür. İşte, halk tarafından çok sevilen,
efsanevî bir kimlik verilen ve adına türkü yakılan Micanoğlu’nun
hayatı kısaca böyledir.
Dünyadaki benzeri
örnekleri gibi öldüğüne inanılmayan bir halk kahramanı şeklinde
görülüp hayatı efsanelere boğulmuş olan Micanoğlu hakkındaki
resmî kayıtların mevcudiyeti onun faaliyetleri hakkında inanılır
bilgilere ulaşmayı sağlar. Yaptığımız çalışma sonucu arşivde
Micanoğlu’na dair şimdilik bir kayıt ile üç belgeye rastladık.
Bunlardan ilki Tirebolu ayânlarından Kethüda-zâde Mehmed Emin
Ağa’nın (ö. 1849) oğlu Mehmed Esad Bey’in sicil kaydıdır. Sicil
kaydında (13 Mart 1887) Mehmed Esad Bey’in gönüllü olarak Gürcü
Deli Reşid’in ve Micanoğlu’nun takibine belirtilir.
İlk kez burada yayımlanan
diğer üç belgeden biri, Micanoğlu’nun İngiltere uyruklu Licese
(Şaplıca) maden direktörüne yazdığı tehdit mektubunun sureti;
diğeri İngiltere’nin Trabzon konsolosu tarafından Trabzon valisi
Ali Sururî Paşa’ya verilen 29 Nisan 1887 tarihli mektubu;
üçüncüsü ise Licese madeninden Giresun iskelesine sevk olunan
cevherin naklini engellenmesine, altı kişilik çete efradıyla
birlikte kendisini takibe çıkan Giresun zaptiyesinin silahlarını
almasına, yolcuların eşyalarını gasbetmesi üzerine yakalanmasına
çalışılmasına dairdir. Micanoğlu’nun yörede etkinliğini gösteren
bu belgeler arasında bir eşkıya reisinin günümüze ulaşan nadir
mektup suretlerinden birinin olması dikkat çekicidir.
Micanoğlu’nun mektubunun ana teması Licese madenine yapılan
baskın, bu baskının sorumlusu olarak görülen Micanoğlu’nun
yakınlarının hükümet kuvvetleri tarafından tutuklanması ve
konsolosun Micanoğlu hakkındaki düşünceleridir.
“Eşkıyâ-i Giresun Keşâb
Mîcânoğlu Hüseyin Efendi” imzası ile yazılan, “Karahisar-ı şarkî
mutasarrıflığından Avrupalı mâdenci direktörü Ağa’nın huzûr-ı
âlîsine” şeklinde başlayan ve “Fûtüvvetlü benim dostum direktör
ağa hazretleri” diye devam eden tarihsiz mektupta Micanoğlu
şöyle demektedir:
“Bu kerre zât-ı
âlîlerinize mahsûsen selâm ederim. Kaldı ki sizler beş on seneyi
mütecâviz mâdenci olduğunuz ma‘lûm ve bendeniz de beş altı
seneden berü eşkıyâ olduğum beyân ol-cihet şimdiye kadar sizlere
bir kusûr getürmüş olmayup Licese isnâdından dolayı karındaşım
Mehmed ile Süleyman yirmi mâhı mütecâviz taht-ı tevkîfde kalup
bî-gayr-i hak halbuki, bendeniz ile Muhâcir Küçük Hüseyin olduğu
hepinize ma‘lûmdur. Kaldı ki, şimdiki halde sizlere şu kadar çok
recâ ederim. Bu iki karındaşlarımı mahbûsdan çıkarup kendünüze
zaptiyye edüp iskân etmeniz matlûb ederim. Her kaç lira altun
mesârif ederseniz bendenize beyân edesin. On beş güne kadar
çıkarırsınız bendenize iki bin altun vermiş kadar hükmü
vardır.Ve eğer bu işe gayret etmezseniz evvelâ canınıza saniyyen
cevherine dahi Uzundere’den gelen şeylerine dahi Karagöl’den
giden suya bu tahrîr ile himâm şeylere man‘î-i şer‘î olacağım.
Ma‘lûmunuz olsun. Kaldı ki, sizlere on beş gün mühlet.
Cevâbınızı isterim. Bu işe gayret etmedikten sonra sizlere daha
rahatlık yoktur. Katırcınızı işletmem. Her bir cihet kötülük
ederim. Sonra bendenize beyân eylemedin dimiyesiniz. İrâde[ye]
muntazırım”.
Micanoğlu’nun maden direktörüne yazdığı bu tehdit mektubu
üzerine İngiliz konsolos Ali Sururî Paşa’ya durumu bildiren
Fransızca bir mektup yazar. Mektubun tercümesine göre konsolos
şunları söylemektedir:
“15 Nisan [1]303 [27
Nisan 1887] tarihinde vuk‘u bulan mükâlemeye istinâden İngiltere
devlet-i fehîmesi teb‘asından Licese mâden direktörüne eşkıyâdan
Micanoğlu’nun yazdığı tehdîdli mektûb sûretinin leffen huzûr-ı
âlî-i vilâyet-penâhîlerine takdîmle kesb-i şeref eylerim.
Bu tehdîdden mâden
idaresi korkmakda olduğundan ümîd-vârım ki, zât-ı âlî-i vilâyet-penâhîleri
eşkıyâ-i merkûmenin derdestini ve cem‘iyyet ve mazarratını men‘
edecek tedâbiri diriğ buyurmazlar. Şâki-i merkûm Micanoğlu’nun
refâkatinde Gürcî muhâcirlerinden üç şahıs bulunduğunu haber
almışdım. Çürüksulu sa‘âdetlü Ali Paşa’nın bana bugün verdiği
viziteyi bir vesîle add ile bundan bi’l-istifâde buna dair
ettiğimiz mükâleme üzerine Ali Paşa şâki-i merkûm refâketinde
yalnız Gürcî olarak bir âdem bulunup o da dâmâdı Ali
Bayrakdaroğlu olduğunu cevâben söyledi. Ve her ne kadar bu
eşkıyâ cem‘iyyetine ehemmiyet verilür ise de ehemmiyete şâyân
bir şey olmayub eğer Serasker Paşa hazretleri kendüsüne kimsenin
ma‘lûmatı olmaksızın hafî bir emir verirse bunların cem‘iyyetini
az müddet zarfında mahv edeceği ümid-kavîsinde bulunduğumu ve bu
sûretle Devlet-i Âliyye ile İngilizler’in menfa‘atine bir hidmet
etmiş olacağını ilâve-i makal eyledi. Ümîd ederim ki, bu
takrîrim zât-ı âlî-i semûhîleri ile Ali Paşa beyninde hiss
eylediğim az çok bürûdetin ber-taraf olmasına bir vesile-i
cemîle olacakdır. İhtirâmât-ı mahsûsa-i fâ’ikamın kabûl-i
temînâtı mercûdur efendim”.
Gerek Micanoğlu’nun maden
direktörüne, gerekse konsolosun Trabzon valisine yazdığı
mektuptan Micanoğlu’nun hayatına dair yeni bilgiler elde etmemiz
mümkün olmaktadır. Bir kere Micanoğlu, İngiliz maden direktörü
ile çok yakın ilişki içinde bulunmakta ve direktöre “dostum”
diye hitap etmektedir. Micanoğlu’nun “beş altı seneden berü
eşkıya olduğum” ifadesinden hareketle 1882 yılında dağa çıktığı
söylenebilir. Bu yıllarda Licese madeni Şebinkarahisar’a dört
saat mesafededir ve simli kurşun madeni çıkarılmakta, bir
İngiliz şirketi tarafından işletilmektedir. Madenin çıkarılması
için gerekli olan bütün alet ve edevat ile çıkarılan cevheri
ezip temizlemek üzere bir de fabrika bulunmaktadır. Günde
yedişer tona kadar maden cevheri çıkarılan fabrikada, sayıları
üç yüz ile beş yüz arasında değişen işçi çalıştırılmaktadır.
Micanoğlu, haraç aldığı böyle büyük bir maden cevheri işleyen
fabrikaya baskın yapmıştır. Bu baskını Micanoğlu ile Muhacir
Küçük Hüseyin yapmasına rağmen, hükümet kuvvetleri Micanoğlu’nun
kardeşi Mehmed ile Süleyman’ı yakalamışlardır. Mehmed ve
Süleyman yirmi ayı aşkın bir süreden seri de hapishanede
tutulmaktadırlar. Micanoğlu, İngiliz maden direktörüne Mehmed ve
Süleyman’ın hapishaneden çıkarmasını, kendisine muhafız olarak
almasını talep etmekte, bu iş için kaç lira altın masraf ederse
kendisine bildirilmesini istemekte, on beş günlük de bir süre
vermektedir. Direktör bu işi yaparsa karşılığında Micanoğlu’na
iki bin altın lira vermiş sayılacaktır. Yani, Micanoğlu aldığı
haraçtan bu kadar bir miktarı düşmüş olacaktır. Eğer, direktör
hapishanede olan Mehmed ve Süleyman’ı on beş güne kadar
kurtarmazsa Micanoğlu, direktörün canına kastedecek, çıkarılan
maden cevherinin taşınmasına engel olacak, Karagöl’den gelen
suyu kesecek, kısaca her türlü kötülüğü yapacaktır. Mektuplar,
çete efradının etnik yapısı hakkında da bilgi vermektedir. Buna
göre Micanoğlu’nun çetesinde bu sırada üç değil, bir Gürcü
asıllı bulunmaktadır. Bu da Micanoğlu’nun damadı Ali
Bayrakdaroğlu’dur. Konsolosa göre çeteye fazla ehemmiyet
verilmemelidir. Aslında serasker tarafından verilecek gizli bir
emirle çete kısa bir müddet içinde yok edilebilecektir. Çetenin
ortadan kaldırılması da İngiltere ile Osmanlı devletinin
menfaatine olacaktır. Yayımladığımız bu belgelerin Micanoğlu ile
ilgili bazı konulara açıklık getirdiği görülebilir. Uzun yıllar
Giresun, Şebinkarahisar, Erzincan, Tokat, Trabzon, Samsun ve
dağlarında dolaşan eşkıya Micanoğlu için türküler yakılmış ve
yakılan türküler dilden dile söylenerek bugüne ulaşmış olup
sevilerek dinlenilmektedir. Micanoğlu’nun birçok özelliğinin ve
faaliyetlerinin bu türkülere yansıtıldığını görmek mümkündür.
Yaptığı soygunlardan ve aldığı haraçlardan fakirlere yardım
ettiği, köprü, çeşme gibi hayır eserleri yaptırdığı söylenilen
ve buna dair birçok olay anlatılan Micanoğlu, halkın sevgisini
kazanmış, eşkıya olarak baskıcı ve yağmacı bir kimliğinin
yanında, iyiliği ve kötülüğüyle, her haliyle halkın belleğinde
Köroğlu gibi bir karakter olarak algılanmıştır. Türkünün
derlenen sözlerinden bazıları şöyledir:
Rakı koydum fincana
Hele bakın Mican’a
Kör olası Kel Seyid
Nasıl kıydın bu cana
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Martinimin kolları
Gece de geçtim yolları
Aslan Mican geliyor
Takmaz karakolları
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Mican’ımın martini
Dolar dolaş boşalır
Kel Seyid’in gelinleri
Giyinir de kuşanır
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Karagöl obasında
Su içtim kana kana
Mican’ın ağaları
Ağlıyor yana yana
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Esbiye’nin pirinci
Ayvasıl’ın turuncu
Ağaların içinde
Aslan Mican birinci
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Karisar yolu taşlık
Eskidi zıpka başlık
Gotkile hiç durmuyor
Her gün istiyor harçlık
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Ayvasıl burnu burun
Beyler geriye durun
Micanoğlu geliyor
Altın iskemle kurun
Oy benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım
Mican sen öleceksin
Kabire gireceksin
Dokuz tahta altında
Ne hesap vereceksin
Oy benim canım
Dünyalarda bir canım
KAYNAKLAR: Karen Barkey, Eşkıyalar ve Devlet: Osmanlı Tarzı Devlet Merkezileşmesi (çev. Zeynep Altok), İstanbul, s. 22; Mücteba İlgürel, “Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri”, DİA, XI, 467-468; Kerempelioğlu, “Sevimli Haydut Micanoğlu”, Yeşilgiresun gazetesi (24 Nisan 1956-28 Nisan 1959); Yaşar Küçük, Doğu Karadeniz Bölgesinde Yaşamış Eşkıya ve Kabadayılara Ait Türküler-Destanlar (Basılmamış Yüksek lisans Tezi), Samsun 1988, s. 187-213; Osman Fikret Topallı, “Halk Şöhretleri: Micanoğlu”, (Basılmamış çalışma), Giresun, ts; BOA, SAİD, nr. 165, s. 117; BOA, DH. MKT, nr. 1423/118, 1499/22; BOA, Y. PRK. EŞA, nr. 6/67; Salname-i Vilayet-i Sivas, Sivas 1306, s. 247; Fikret Karadeniz, Üç Kent Bir Ülke, Trabzon 2002, s. 133; Micanoğlu türküsü Ahmet Yamacı tarafından Halim Giresunlu’dan derlenmiş ve notaya alınmıştır (TRT Repertuar no. 1247)
(bu yazı araştırmacı yazar AYHAN YÜKSEL tarafından kaleme alınmıştır.)
![]()
Mican İni (Mağarası)
Yöremizde destanlaşan Micanoğlu Hüseyin, yaşadığı dönemde sürekli aynı yerde kalmamış, tabiatın kendini gizleyeceği yerleri mesken seçmiştir. Mican, bir dönem de Küçükgeriş Köyümüzde yer alan mağaralarda saklanmıştır. Sevgili Funda ve Fuat Deniz de büyük emek sarfederek bu mağaraların fotoğraflarını çekip, derledikleri bilgi ve belgelerle "Destanlarımız - Mican" sayfamızın oluşumuna ve arşivsel bir belge olarak sitemizde yer almasına katkıda bulundular. Değerli emek ve katkıları için gönül dolusu teşekkür ediyoruz. İşte Sevgili Funda ve Fuat Deniz'in objektifinden bir döneme damgasını vuran Micanoğlu Hüseyin'in yaşadığı ve köyümüz topraklarında yer alan Mican Mağarası:
Micanoğlu Hüseyin'in Küçükgeriş Köyümüzde Kaldığı Mican İni
Alt Bölümdeki
Micanoğlu Hüseyin'in Küçükgeriş Köyümüzde Bir
Süre Yaşadığı Mican İni (Mağarası)
Fotoğraflarının Üstüne Tıklayarak Açılan Popup Penceresinden
Slayt Olarak Büyük Boyutta İzleyebilirsiniz. Bir Fotoğrafta Uzun
Süre Durmak İstiyorsanız Slayt Fotoğrafın Altındaki [
|| ] Tuşuna Tıklayarak [ ►]
Pozisyonuna Getiriniz. Slayt
Fotoğraf İzlenimini Hızlı Buluyorsanız Alt Bölümdeki
Tuşu [ ►]
Pozisyonunda Bırakarak Fotoğraf Üstüne Mausla
Geldiğinizde Sol ve Sağ Kenarlarda Belirecek Olan
[◄ ] ve [ ►]
Tuşlarını Kullanarak Bir Önceki ve Bir Sonraki
Fotoğrafa Geçebilirsiniz. Slayttan Çıkmak İçin Alttaki [
X ] Tuşuna Tıklayınız.
![]()
Teşekkür
Sevgili Funda
ve Fuat Deniz büyük emek sarfederek
köyümüzdeki Mican mağarasının fotoğraflarını çekip, derledikleri
bilgi ve belgelerle "Destanlarımız - Mican"
sayfamızın oluşumuna ve arşivsel bir belge olarak sitemizde yer
almasına katkıda bulundular. Değerli emek ve katkıları için
kendilerine gönül dolusu teşekkürler ediyor,
sonsuz selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz...
Cennet Giresun'umdan Görünüm



