avatar
Tarih: 09-09-2010, 09:41 PM Sitemize Hoşgeldiniz. (Oturum AçKayıt Ol)

Mesaj önizleme  Konuyu Gönder 
 
Konuyu Değerlendir
  • 1 Oy - 5 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
08-20-2008, 07:46 AM (En son düzenleme: 08-20-2008 07:47 AM Efulim.)
Mesaj: #1
Star Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü

[Resim: abdullahkaplanfi7.jpg]

Abdullah KAPLAN

Keşap Yivdincik Köyü'ndenim, 1955 doğumluyum. İlkokulu köyde okudum. Keşap Ortaokulu'nu bitirdikten sonra Giresun Ziraat Meslek Okulu'ndan 1972 yılında mezun oldum. Aynı yıl Tarım Bakanlığı bünyesinde devlet görevine başladım.

Yükseköğretime Gazi Üniversite Makine-Motor ve Trafik Çevre Bölümü'ne devam ederek, Makine Teknikeri ve Trafik-Çevre Öğretmeni olarak mezun oldum. Düzce İl Tarım Müdürlüğü'nde Eğitim Teknikeri olarak ve bir özel sürücü kursunda Trafik–Çevre Bilgisi dersi öğretmenliği yapmaktayım. Seyahat etmek, doğa gezintisi yapmak, fotoğraflarını çekmek özel ilgi alanlarımdır.

Türkiye sevdalısı, başta Giresun olmak üzere Doğu Karadeniz Bölgesi aşığıyım. Çünkü Allah Doğu Karadeniz Bölgesi'ni ve Giresun'u, insanlar dünyada iken, dünya gözü ile Cennet'i görsünler diye yaratmış.


(Abdullah Kaplan'ın Kaleminden Özgeçmişi)
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 07:59 AM (En son düzenleme: 08-20-2008 07:59 AM Efulim.)
Mesaj: #2
RE: Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
(GİRESUNCA)

Derleyen: Abdullah KAPLAN

ÖNSÖZ
Giresun'a ve Giresunlulara sahip çıkmak gereklidir. Bu ancak Giresun kültürü yaşamak ve yaşatmak ile gerçekleşir. Bu düşünce doğrultusunda Giresun kültürünü yaşamak amaçlı olarak bu sözlüğü derleyip hazırlamış bulunuyorum. Giresun'un benim hayatımda çok özel bir yeri vardır. Bana hayatımda çok şeyler kazandırdı. Bu çalışma Giresun'un bana verdiklerine karşı vefa borcum, Giresun'a olan sevgim ve görev sorumluluk duygularımdır.
Giresun kendine özgü yaşanacak bir cennettir.

Abdullah KAPLAN
2008
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:18 AM (En son düzenleme: 08-20-2008 08:20 AM Efulim.)
Mesaj: #3
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- A -

Aba: Abla.
Abani: Başörtüsü.
Abat olma: Zengin olma.
Aburcubur: Karışık.
Abruka: Çevirme, kontrol altına alma.
Abrul: Nisan.
Abuş: Salak, şapşal.
Acamı: Acemi.
Accuk: Az olan.
Acap: Acaba, acep.
Aclanmak: Acıkmak.
Adamakıllı: Doğru, dürüst.
Adref: Etraf, çevre.
Afalama:: Şaşkınlık.
Afalak: Şaşkın.
Afkurma: Sinirlenme.
Afur: Ahır.
Aga: Arkadaş
Agıbet: Acaba, gelecek.
Ağanamak: İnlemek, anlamak.
Ağarlamak: Misafir etmek.
Ağartı: Yarı açık hava.
Ağanşuk: Alacakaranlık.
Ağır: Yavaş hareket eden.
Ağırmak: Yüksek sesle bağırma.
Ağıl: Koyun keçi konulan ahır.
Ağrı: Ondan dolayı doğru anlamında.
Ağu: Zehir.
Ahacuk: İşte
Aha: Burada, işte.
Ahmak: Aptal, salak.
Akak: Ormandan su akmayan taşlı su yolu.
Akınmak: Kayak, kaymak.
Akunduruk: Çam sakızı, reçine.
Akunduz: Geniş yapraklı yabani bitki.
Akuru gitme: Yamaç yerde düz gitme, paralel.
Alaf: Hayvan yiyeceği.
Alamuk: Yarı güneşli hava, bunaltıcı sıcaklık.
Alartı: Aydınlık.
Allancak: Hamak.
Alaşağı: Horonda eğilme.
Alemeşkere: Alani, açıkça yapma.
Aluşuk: Devamlı gelen, alışkan. Ucu yanan odun.
Amade: Hazır olan.
Amel: İshal.
Andaval: Salak, aptal
Andır: Adı bilinmeyen, işe yaramayan.
Andır kalsın: Uzak dursun.
Angaz: Büyük, ağır ve hantal eşya.
Angut: Aptal, avanak
Annak: Meydan, görünür.
Annaklama: Gözetleme, bakma.
Anlak: Açık alan.
Argış: Yük taşımada verilen mola.
Arpacık: Gözde çıkan sivil. Ekilecek küçük soğan.
Arı sokması: Arı ısırması.
Arkuru: Paralel.
Arkurulamak: Yan tarafa doğru gitmek.
Artuk: Yemekten arda kalan.
Aruk: Zayıf.
Aruklama: Zayıflama.
Aşak: Yünden ip yapma aracı
Aşar: Olgun turşu
Aşana: Evlere giriş kısmı
Aşırmak: Devirmek.Ters atmak.
Aşıkatma: Yarışma, rekabet.
Aşlama: Meyve ağacına aşı. Ekleme.
Aşki: Olayın nedeni belli olması.
Aşmak: Geçmek.
Aştı: Geçti.
Atkı: Omuza alınan örtü, şal.
Atlak: Dereden kolay geçme yer.
Atlama: Ayıklama. Fındık ocağını budama yapmak.
Avara: Hiçbir iş yapmayan, boş gezen.
Avcuk: Elin iç kısmı, aya.
Avu: Zehir, orman güllü.
Avuz: Doğum yapan ineğin ilk sütü.
Ayam: Hava, hava durumu.
Ayama: Takma ad, lakap.
Ayalama: Koruma, yetiştirme.
Ayetse: Yavaş yavaş.
Ayırtlama: Temizleme.
Aykuru: Ters Yan.
Aylak: Avare gezen.
Ayıkulağı: Zehirli bitki.
Azgun: Çılgın, deli.
Azık: Yolculukta bahçede yenecek yemek.
Azma: Olduğundan fazla gözükme. Gelişme.
Azman: Melez.
Azuk: Yolculuk yiyecekleri.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:21 AM (En son düzenleme: 10-08-2008 08:48 AM KAPLAN.)
Mesaj: #4
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- B -

Bacca, bahça: Bahçe, fındık bahçesi.
Bacaklık: Eve giriş bölümü.
Bad: Koyun geceleme yeri.
Baddal: Geniş, bol.
Bahalı: Fiyatlı.
Bakraç: Kuplu süt - su kabı.
Balçık: Çok sulu çamur.
Baldıran: Yabani bitki.
Bannak: Lokma. Yemekten bir parça almak.
Bandırmak: Bulaştırmak, tadına bakmak.
Bannık: Yabani mor çiçekli bitki.
Bar: Beyaz küf.
Baraballi: Tabanca çeşiti.
Bardabaş: Çok gürültü yapan kişi.
Bat: Tahta avlu, çit.
Batıl: Geçersiz.
Batırma: Sokma, delme.
Batman: Bir sürü. Ağır.
Basuk: Zayıf cılız çocuk. Kısa, cüce.
Basur: Mayasıl. Kaşıntı.
Başak: Toplamadan kalan fındık. Soğlama.
Başiş: Hediye, armağan.
Bayak: Az önce, demin.
Bece: Gece.
Bed: Kötü, çirkin.
Beduru: Kuyu kazanı.
Bel: Çatal ağızlı tarım aleti.
Bellemek: Toprak işlemek.
Belertmek: Gözünü iyice açmak, korkutmak.
Berata: Tabanca çeşidi (markası).
Bere: Koyun sağım yeri.
Beri: Burası.
Besbelli: Herhalde, belli ki.
Beşbıyık: Muşmula meyvesi.
Beter: Çok, fena.
Beylik: Fabrikasyon.
Bezene: Bezelye.
Bıldır: Geçen sene.
Bızdıklama: Hızla koşmak, tekme.
Bıllak: Parlak.
Biçik: Yeni doğan buzağı.
Bibi: Büyük hala.
Bidutam: Az, biraz.
Bile: Beraber.
Billemek: Bir araya tolamak, biriktirmek.
Bileki: Ekmek pişirilen kap.
Bidorama: Azıcık.
Bisürü: Çok fazla.
Bişi: Önemli gizli söz.
Bit duma: Azıcık.
Bittik: Çok az, minnacık
Boduç: Ağaç kap.
Bohça: Beze sarılarak taşınan eşya.
Bostan: Hıyar, salatalık, badem.
Boydak: Yalnız başına.
Boyuna: Sürekli, devamlı.
Bozaltı: Alacakaranlık.
Böce: Fasulye.
Böçük: Böçek.
Böğün: Bugün.
Böğür: Göğüs.
Börmek: Uzun sesli öksürmek.
Börülce: Yabani bitki.
Bucaklık: Evlerdeki mutfak odası.
Buğuz: Eziyet, zulüm. Kin.
Buğuz etme: Eziyet, zulüm etme. Kinlenmek.
Bukma: Ters çevireme, sıkma.
Bulaşuk: İspiyoncu.
Bunamak: Çok canı darlanmak, sıkılmak.
Buruk: Acı.
Buymak: Üşümek.
Bük: Düzlük arazi.
Bükük: Eğri olan.
Büngüldemek: Yerinde duramamak. Oynak.
Bürük Sarmaşık otu
Bürümcek: Beyaz başörtüsü.
Büsumuk: Bunaltıcı, sıkıcı, kapalı.
Büz: Beton boru.
Büzük: Toplu, buruşuk, kırış.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:22 AM (En son düzenleme: 11-14-2008 01:42 AM KAPLAN.)
Mesaj: #5
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- C -

Cadaloz: Geçimsiz, çirkef.
Cahal: Bilgisiz, cahil.
Cahdetmek: Azmetmek.
Caht: Gayret, çaba.
Camedan: Vitrin, cam arkası.
Cam ışığı: Gaz lambası.
Camadan: Keçi kılı sırt çantası.
Camış: Manda.
Canketme: Yeni anlama. Aklı başına gelme.
Caplama: Az kalın kereste. çıta.
Cara: Akıntı.
Caranak: Sağanak yağmur.
Cavaloz: Sincap
Caydak: Yalnız, tek başına.
Caymak: Verdiği sözden dönmek.
Cayır: Çok şiddetli, hararetli.
Cayırtdak: Aniden birden bire.
Cazgır: Çok konuşan.
Cazı: Kurnaz, hırçın. Fesat kadın.
Ceccal: Çok yaramaz çocuk.
Celecoş: Keş pişirilerek yapılan yemek.
Celep: Koyun sürüsü, davalar.
Cember: Başörtü çeşidi.
Ceek Garga: Bağıran alakarga.
Cenderme: Jandarma.
Cenik: Yaylaya göre sahil.
Cepken: Yağmurluk
Cerahat: İltahap, irin.
Cereme: Zahmet, eziyet, sıkıntı.
Cerlemek: Sinirlenme, bağırma.
Cıbban: Alkış.
Cıbıl: Yırtık pırtık giyinen, yarı açık elbise.
Cıbıldak: Çıplak.Yoksul.
Cıddamuk: Sivilce.
Cıdık: Daldan kuş kapanı.
Cıfır: İşe yaramaz.
Cıftır: Çok hızlı şekilde.
Cılga: Küçük ark, ince su yol. Dar yol.
Cılk: Sulu bozulmuş yumurta.
Cımbış: Komiklik, şaka.
Cındık: Küçük.
Cıngıl: Küçük su kabı.
Cırank ettirmek: Vurmak, ses çıkartmak.
Cırcır: İplik sarma aleti. Devamlı olan ses. Fermuar.
Cırıfta: Küçük ekmek, kızartma.
Cırıtla: Hamur işi yağda pişen lokma.
Cırım cıngıl: Çok fazla. Yırtık, pırtık.
Cırmak: Kök, ağaç kökü.
Cıs: Ateş, yakıcı. Yasak.
Cıscıbıl: Çırılçıplak.
Cırtlık: Küçük çalıkuşu.
Cızan: Oyunbozan.
Cızıltı: İnce sızan akan. İnce ses.
Cızlavit: Lastik ayakkabı.
Cızmak: Çizmek.
Cibilliyet: Soy, sülale. Secere.
Cicik: Meme, göğüs.
Cidduk: Küçük sevimli çocuk.
Ciğik: Küçük ses.
Ciğikleme: Gizlice gözetleme.
Cilim: Yapışkan çam ağacı.
Cimbar: Harabe yer.
Cimcik: Cimdik.
Cinibiz: Keskin zekalı, kurnaz.
Cingan: Çingene
Cıvış: Kendine bakmayan, bakımsız.
Civirtmak: İshal. Oyundan çıkan.
Cont: Lastik çizme, potin.
Cöbre: Suyu alınmış ezik üzüm posası.
Cöbül: Süzülecek üzüm şırası.
Cufar: Zehir.
Cufarlanmak: Sıcaktan bunalma. Zehirlenme.
Cücük: Civciv.
Cümbürcemat: Kalabalık.
Cürüm: Çevre, etraf.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:23 AM (En son düzenleme: 11-14-2008 01:42 AM KAPLAN.)
Mesaj: #6
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- Ç -

Çakıldak: Olmamış ham meyve.
Çalan: Şelale.
Çaldırmak: Uyumak.
Çalık: Bakımsız, zayıf.
Çalım: Gösteriş, caka.
Çalımsatma: Gösteriş yapma.
Çalpalamak: Çalkalamak.
Çalpara: Kalaylı tencere.
Çangal: Uzun fasulye sırığı.
Çapara: Çengelli demir.
Çarpık: Felçli.
Çaplama: Sallamak.
Çapula: Ayakkabı.
Çaput: Kalın bez parçası. Eski elbise.
Çardak: Çatı kısmı.
Çatma: Odalar arası tahta bölme.
Çatmak: Rastlama, rast gelme.
Çavgun: Sağanak yağmur.
Çavun: İz.
Çaytak: Bacakları dışa eğri kimse.
Çebiç: Keçi yavrusu, oğlak.
Çeç: Ayıklanmış tane fındık.
Çekek: Küçük gemi barınağı.
Çekerez: Bir tür sincap.
Çekişme: Ağız kavgası.
Çelik: Oyunda kısa çubuk.
Çençük: Kapı kilidi, mandalı.
Çendik: İşaret, iz.
Çenti: Dastardan yapılan süslü çanta.
Çentik: Çizik, kertik. Yiv.
Çeltuk: İçi boş fındık çotanağı.
Çepin: Küçük kazma.
Çepni: Karadeniz bölgesine yerleşen Türkmen boyları.
Çettüğüm: Kördüğüm.
Çıban: Büyük derin sivilce.
Çıbarca: Eğreltiotu çeşidi.
Çıkıntı: Evlere sonradan ilave edilen oda. Görülen uç.
Çıkrık: Yünden iplik yapma tezgahı.
Çılmık: İnce çubuk.
Çılpı: Doğrultu.
Çıngıl: Sakık, sallanan
Çıpır: Alaca, çok renkli.
Çıpırdak: Çok parlak renkli.
Çırakman: Küçük gaz lambası.
Çıtır: İnce sık dallı dikenli.
Çıtlaböcü: Ateşböceği.
Çıtlak: Ateş parçası, kıvılcım.
Çibre: Yazı yazma ucu, dolmakalem ucu.
Çiğselti: İnce yağan yağmur, çiğse.
Çil: Yeni çimlenmiş tohum.
Çileklik: Çalı çileği. Yaprağından çorba yapılan çilek.
Çillenme: Tohumların çimlenmesi yeşermesi.
Çilli: Yüzü gözü benli.
Çimmek: Yıkanmak, yunmak.
Çit: Küçük sebze bahçesi.
Çitemek: Dikmek tutturmak.
Çitlak: Küçük ateş parçası, kıvılcım.
Çivil: Küçük tane.
Çivit: Çekirdek.
Çizelti: Hafif yağan yağmur.
Çomak: Kısa çubuk.
Çort: Dikenli, fundalıklı alan.
Çökelik: Yoğurttan yapılan kuru peynir.
Çömen: Ot yığını, otluk.
Çömez: Acemi.
Çöllemek: Bahçeden meyve çalma.
Çölük: Küçük ağaç parçası, kuru ince dal.
Çöpür: Keçi kılından yapılan dokuma. Çuval.
Çöör: Mısırın alt sap kısmı.
Çöten: Mısır kurutulan ambar, darı ambarı.
Çörtük: Yabani küçük armut ağacı.
Çükelik: Çökelek, kurutulan ayran peyniri.
Çürük ayı: Temmuz, ağustos aylarına denir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:24 AM
Mesaj: #7
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- D -

Da: Gösterme sıfatı.
Dadanık: Alışkın.
Dadanmak: Alışmak. Devamlı olmak.
Dadduk: Çok sevimli.
Dadlı: Tatlı.
Dağarcuk: Meşin deri çanta.
Dalaşma: Kavga etme. İt kavgası.
Dalgasuk: Dalgalı, dalgası yapısı olan.
Damlalık: Çatıların alt kısmı.
Dandik: Eğri büyrü.
Dangil: Geveze. Dangalak.
Darı: Mısır.
Darlanma: Sıkılma, bunalma.
Dastar: Yün ipliğinden kilim.
Daşgun: Sel, çok yağan yağmur.
Davun: Zehir, veba. Kötü.
Dayança: Koltuk değneği, destek.
Dazırtlatma: Hava gönderme. Yellenme.
Dayaşgan: Destek yapmak.
Debertmek: Karıştırmak. Debelemek.
Debme: Sıkıştırma.
Değermen: Değirmen.
Değme: Dokunma, temas.
Dekmük: Tekme.
Denizlik: Pencere cam önü beton.
Depebızdık: Takla atmak.
Depmek: Ayakla sıkıştırma, vurma.
Depreşme: Gelişme. Oynak.
Depük: Kuru hava, ıslak olmayan, kuru.
Derbey: Lüks lastik ayakkabı.
Derleme: Toplama.
Derlen: Toplan.
Derviş: Okumuş, hoca.
Deşme: Delik açma, patlatma, yırtma.
Derbey: Kaliteli lastik ayakkabı.
Deydağa: İşte orada.
Deyha: İşte burada.
Deze: Teyze.
Dırmaç: Elörgüsü iplik.
Dıtdırıbızdık: Baldırı çıplak.
Dıvılcık: Dolu Tanesi.
Dip: Ağaç altı. En son yer.
Dibek: İçinde mısır buğday dövülen oyuk taş.
Dible: Pirinç, bulgurla yapılan lahana yemeği.
Didinmek: Çok uğraşmak, çalışmak.
Didişme: Tartışma, yoluşma.
Dikme: Meyve fidanı.
Dildan: Kıskaçlı böcek.
Dillendirmek: Herkesce bilinilen, dedikodu, yaymak.
Dilmek: Kesme, bölmek.
Dingildeme: Sallanma, oynak, sağlam olmayan,
Dingin: Durdun, sakin.
Dirgen: Ot toplama tırmığı, ağaç yapa.
Ditmek: Tırnakla kaşımak, karıştırmak.
Dişemek: Biyeleme, keskin hale getirme.
Divit: İplik boyası.
Divildek: Çok hareketli.
Divrin: Bir ağaç türü.
Divron: Ucu V şeklinde uzun sopa.
Diyelmek: Ayakta durma.
Diyek: Ayakta dik duran
Dizme: Tahtadan oda bölmesi.
Dizlik: Uzun paçalı don.
Dobuş: Sivriliğini kaybetmiş, körelmiş.
Dongurak: Büyük çan
Doh: Dikkat çekmek.
Domagöz: Bezelye haşlaması.
Domalmak: Oturmak, bir yer çökmek.
Donatmak: Hazırlamak, süslemek.
Dolamak: Sarmalamak.
Dolaşmak: İpliklerin karışması.
Doruk: Ladin ağacı.
Dozik: Dangalak, başıboş.
Dozirik: Delik fındıktan yapılan topaç şeklinde oyuncak.
Dömelmek: Bir yere yarım oturmak.
Dömen: Dümen.
Dönbek: İri yuvarlak.
Döngel: Muşmula ağacı.
Döş: Göğüs kemiği.
Döşek: Yer yatağı.
Döşlük: Kolsuz yelek.
Döşürmek: Toplamak, hasat etmek.
Döşürücü: Dilenci.
Dulanmak: Çok sevmek. Sevinç belirtmek.
Dundar: Üstü kapalı yer, sakin yer.
Dutak: Kulpsuz elbezi.
Düdek: Olgunlaşmamış meyve tomurcuğu. Gonca.
Düdüklük: Düdük yapılan bir ağaç çeşidi.
Dürzü: Yaramaz insan.
Düşgün: Fakir fukara.
Düşük: Erken olan, doğan.
Düşün: Mola, ara verme.
Düve: Yaşına gelen genç inek.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:25 AM (En son düzenleme: 07-30-2009 06:09 PM KAPLAN.)
Mesaj: #8
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- E -

Ebegümeci: Yemeği yapılan yabani bitki.
Ebelik: Geniş yapraklı bitki.
Ebeguşağa: Gökkuşağı.
Ebrimek: Erimek, eskimek.
Ece: En iyisi. Âlâ, güzel.
Ecir: Yapılan davranışın karşılığı. Olacaklar.
Ecünnü: Cin.
Efgurma: Sürekli bağırma.
Efil: Yanma hissi. Esmek
Efsi: Ucu yanmış odun.
Efrini almak: Acıdan dolayı aklını almak.
Eğercek: Yün iplik eğirme aleti, kirman.
Eğraltlık: Bir tür imece.
Ehel: İyi, güzel. Usta.
Ekinci: Güneyli. Güneyde iç bölgelerde yaşayanlar.
Elçi: Evlilikte aracı olan kimse.
Elektirik: Pilli el feneri.
Elguvan: Mor renkli çiçekli ağaç.
Elleme: Dokunma.
Elleşme: Takılma, uğraşma, şakalaşma.
Eletme :Ulaştırma. Götürmek.
Eletmek:Çağırmak.
Elikgeçi: Geyik, yabani keçi.
Elmek: Avuç dolusu.
Ellik: Eldiven.
Elti: Kardeş eşleri gelin.
E mi: Oldu mu, tamam mı.
Emmi: Amca
Emlek: Tutam, demet, buket.
Encamı: Toplam, topu topu, olancası.
Entari: Kadın elbisesi.
Enni: Geniş.
Enük: Köpek yavrusu.
Erikme: Şımarma.
Erinmek: Üşenme, çekinme.
Erzak: Kullanılan ihtiyaçlar.
Erzem: Gerekli, lazım.
Esbap: Elbise, çamaşır.
Essah: Gerçek, hakikat, ciddi.
Eşkere: Açıkça, aleni yapılan.
Eşmek: Toprak kazmak.
Eşü: Ekşi, acı.
Eşün: Ekmek çevirme aleti.
Eteklik: Etek
Eviik: Üveyik kuşu.
Evcimek: Eli ev işlerine yatkın.
Ezentere: Turşu yapılan yabani bitki.
Everme: Evlendirme.
Evcülük: Çocukların aile oyunu.
Evlek: Bir dönüm arazi. Mantar.
Evsi: Bir kısmı yanık odun parçası.
Evlürür: Yeterli, tamam.
Evza: Kibrit.
Ey: Bir seslenme biçimi.
Ey vermek: Seslenen kişiye cevap vermek.
Eyhe: Başkasına göre hava hoş.
Eylenmek: Oyalanmak, vakit geçirmek.
Ezgün: Çok olgun, yumuşak.
Ezme: Çiğneme.
Ezber: Akılda tutma.
Ezük: Çok olgun meyve, yumuşak.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:27 AM
Mesaj: #9
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- F -

Fagaz: Bir tür armut çeşidi.
Fanila: İçlik, iç elbisesi.
Fanle: Kollu atlet.
Fanya: Gaz lambası çeşidi.
Farfar: Şişeden yapılan gaz lambası.
Farfara: Bir tür meşale.
Farime: Çok hafif.
Fasarak: Hafif.
Fasile: Kuru fasulye.
Faşırtı: Ses bozukluğu.
Faşlak: Kötü, bozuk.
Fayrap: Ucu ateşli odun parçası.
Feğelfeşkil: Paramparça.
Felfekiç: Buruşuk, yırtık, parçalanmış.
Fellah: İçten pazarlıkçı, sahtekar, kurnaz.
Fellik: Bir telaş.
Fer: Derman, kuvvet, hal.
Fene: Çok, fazla.
Ferik: Piliç, genç tavuk.
Ferimek: Hafiflemek.
Feriştah: En iyisi, en güzeli.
Feşel: Yaramaz.
Fetir: Sacda pişen buğday ekmeği.
Feyri: Renk. Yüz rengi.
Fıraktı: Çubuklardan örülmüş çit.
Fırfıkıç: Ağzına kadar dolu, sıkışık.
Fırıç: Pişirilmiş meyve.
Fırın darısı: Fırında kurutulan mısır.
Fırtana: Fırtına, yağmur.
Fışırtmak: Fırlatıp atmak.
Fışkı: Dışkı.
Fıydırma.: Kaldırıp atma.
Fiğ: Yemek yapılan bir bitki.
Fingirdek: Çok hareketli oynak.
Finnuri: İdare lambası.
Firavun: Art niyetli, fenalık düşünen kişi.
Fiske: Yavaşça.
Fişmanca: Birileri.
Fittik: Ağaç kabuğu, düdük.
Fodul: İtiraz eden.
Fokurdamak: Kaynamak. Sinirlenmek
Fol: Follukta tek olan yumurta.
Follamak: Kabuğundan ayıklamak.
Folluk: Tavuğun yumurtladığı yer.
Foltak: Bolca, geniş, büyük.
Foni: Kaba su doldurmaya yarayan gereç.
Fosaldak: Suyu çekilmiş, susuz.
Förtlek: Dışarı fırlamış nesne.
Förtleme: Kaynama.
Förtletmek: Ateşte kaynatmak.
Fösük: Dişsiz, dişleri sökülmüş.
Fuzuli: Boşu boşuna, gereksiz.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
08-20-2008, 08:28 AM (En son düzenleme: 01-01-2009 10:59 AM KAPLAN.)
Mesaj: #10
Giresun Yöresel Dil Sözlüğü
- G -

Gaale: Dikkat, dikkate alma.
Gabalak: Yabani bir bitki.
Gaban: Yamaç, bayır.
Gabzımal: Manav, sebze meyve satıcısı.
Gaccuk: Kadar.
Gacır: Fındığın yaş kabuğu.
Gacırgucur: Sürekli ses yapan, gürültü.
Gadaklı: Dertli. Sorunu olan.
Gadimi: Sürekli, ikide bir.
Gadurgudur: Sürekli gürültü, ses.
Gaflet: Dalgınlık. Yanılgı. Durgunluk.
Gagiliç: Biçimsiz, şekilsiz.
Gagit: Kuru. Dölsüz.
Gagmuk: Parmakları bükmek.
Gağşatma: Oynatma. Gevşetmek.
Galemlik: Baca.
Galabalık: Kalabalık, çokluk.
Galdirik: Yemek yapılan yabani bitki.
Gallenguç: Kırlangıç kuşu.
Galeze: Angarya yapılan iş.
Galistör: Kalisör.
Galp: Zamanı dolmuş. Geçersiz.
Gamalik: İşe yaramaz, uyuşuk.
Gambak: Kel. Düz.
Gambazlama: Başkasına söyleme. Kandırma.
Gamsalak :Aptal.Vurdumduymaz.
Ganayaklı: Mazlum, sessiz, uslu, sakin, uysal.
Gancık: Dişi köpek.
Ganayak: Uslu, sakin, olgun, gariban.
Gandak: Eğrelti dikiş. Tutturma. Ekleme.
Gandaklama: Dikiş atmak.
Gandurmak: Bir kişiyi kandırmak.
Gapcuk: Yara kabuğu, üst kabuk
Gapı: Evin ön kısmı. Kapı.
Gararbazar: Yaklaşık olarak, göz kararı, aşağı yukarı.
Gara lastik: Lastik ayakkabı.
Garamuk: İçi çürük fındık.
Garavu: Ormangülü. Pembe çiçekli.
Garçaşturma: Kurcalama, katıştırma, takıştırma, tahrik etmek.
Garduf: Patetes.
Garegen: Yabani diken.
Garer: Karar. Tam kıvamı.
Gargara: Karıştırma.
Gartoloz: Yaşlı.
Gartopu: Patetes, gartobak.
Gartobak: Patetes, yerelması.
Garsamba: Fazla olan eşya.
Gasavet: Dert, sıkıntı.
Gasla: Yalan.
Gasmak: Germek, sıkıştırmak.
Gasmuk: Çam kabuğu altı zarı. Kabuk.
Gasmuklu: Çok pis. Kirden kabuk bağlama.
Gatık: Ayran. Aparetif yemek.
Gasıttan: Kasıtlı olarak, mahsus.
Gavlayan: Çınar ağacı.
Gavsuk: Fındığın dışındaki yeşil kabuk. Çotanak.
Gavsun: Fındık çotanağı.
Gavun: Bir armut çeşidi.
Gavunç: Sıkma. Eneme, hadım.
Gavut: Kuru ahlat unu.
Gaybana: İşe yaramaz, hayrı olmayan.
Gaybet: Arkadan konuşma.
Gayde: Türkü, nağme.
Gaydelenmek: Kendi kendine türkü söylemek.
Gaymak: Çok güzel.
Gaymam: Benim güzelim.
Gaza: Kaza. Yaralanma.
Gazel: Kuru yapraklar.
Gazelen: İstemeden olan kaza.
Gebic: Kenarı düzgün olmayan.
Gebiçci: Değirmenci.
Gecin: Ayıklanmış fasulye kabuğu.
Geçe :Karşıyaka
Geçek: Merdiven, iskele.
Geçi: Fena şey. İnatcı insan.
Gedik: Oyuk, çukur.
Gedük: Çok oyuk yer.
Gegecen: Bir çeşit orak.
Gelberi: Tırmık.
Gelek: Yaprak.
Gelgeç: Merdiven, iskele.
Gelincik: Küçük yabani hayvan.
Gelinçi: Düğün alayı.
Gelişin: Gelince, geldiğin zaman.
Gemük: Kemik
Gendeme: Olmamış mısır koçanı
Gergen: Dikenli sarmaşık.
Gerce: Sarmaşık.
Gertik: Çetene, yiv.
Gevmek: Ağızda çiğnemek.
Gerevü: Ucu çatallı dalları çekme sırığı.
Gerzek: Geri zekalı.
Gevük: Kuru odun parçası.
Gı: Kız anlamında.
Gıbrağa: Kurbağa.
Gıcık: Sinir bozucu.
Gıcır: Yeni.
Gıcırgıcır: Yepyeni.
Gıcırık: Dönen ağaç oyunu.
Gıç atmak: Hayvan tekmesi.
Gıdık: Küçük kuplu sepet.
Gıdım: Küçük parça.
Gıdmık: Zerre kadar, küçücük.
Gılla: Sıradan. Dümdüz. Çok yoğun.
Gıllak: Yağlı parlak. Kaygan.
Gımbıl: Oynak
Gınak: Bıkmak, usanmak.
Gınnap: İp.
Gılık: Kıyafet, görünüm.
Gılkuyruk: İnce uzun. Mızmız.
Gıpcık: Meyve sapı.
Gıpta: Kıskançlık
Gırağı: Donmuş sabah çiğsesi.
Gıran: Tepelik arazi yerler.
Gırdap: Düğüm. Dönen kıvrılan su.
Gırkmak: Tıraş etmek.
Gırklık: Koyun yününı kırkma aleti.
Gıksı: Kıskaç.
Gısmak: Sıkma, çimdikleme.
Gışmık: Hayvan tekmesi, çiftte.
Gıt: Az olan.
Gıtlık: Yoksukluk, açlık.
Gıvırzıvır: Öteberi. Küçük eşyalar.
Gıynak: Tekleme fındık çotanağı.
Gıymık: Küçük ağaç parçası.
Gibcak: Ağaç budağı.
Giçimik Olmak :Sabırsız olma.Rahatsız olmak.
Gidişme: Kaşınma.
Gilik: Yuvarlak küçük ekmek.
Girebi: Dal kesmekte kullanılan küçük balta.
Girinti: Tırpan.
Girişme: Başlama.
Gobca: Düğme.
Godura: Oyunda küçük düz taşlar.
Gofil: Fıçı.
Gofti: Haylaz, işe yaramaz.
Gogil: Saç örgüsü, ensede toplanan saç topuzu.
Goğuk: Delik. Ağaç kovuğu.
Goğuz: Aralık, hafiften açık.
Gohnik: Yaşlı kimse. Moruk.
Gol: Kol, raf.
Golan: Odun taşıken sırta sarılan ip. Semer.
Golit: Taş fırında pişen ekmek.
Gomit: Balık çeşiti.
Gonak: Süslü büyük ev.
Gonuk: Bir yere konmuş.
Gopca: Düğme.
Gopuk: Bağlantısı olmayan
Goruk: İçi boş fındık.
Goşmak: Avuç içi. Yanına ekleme.
Goşama: Avuçlama, avuç ölçüsü.
Got: Külek, ölçü kovası.
Gotkafa: Büyük, kalın kafa. Salak.
Gotmak: Kısa küçük ağaç kütük.
Govuk: Çukur, mağara.
Goya: Sanki, yani, güya.
Gozak: Olgunlaşmamış, ham meyve.
Gozalak: Çam ağacı kozalağı.
Göbel: Köpek yavrusu.
Göbelek: Şişman, yuvarlak.
Göçük: İçeri batmış. Uçurum.
Göden: Su kurbağası.
Göfterek: Avare, haylaz.
Göğ: Yeşil. Olgunlaşmamış.
Göğnümek: Meyvenin yumuşaması.
Göğnük: Yanık, ateşli kül.
Göğsükızıl: Bir kuş çeşiti.
Göğvü: Gökyüzü.
Göğü: Yeşil.
Gölük: Yük hayvanı. Katır. Hayvan sürüsü.
Göreslenmek: Birini göresi gelmek, hasret, özlem.
Görpe: Taze, yeni.
Gön: Hayvan derisi.
Göscek: Gözlük.
Göze: Suyun topraktan ilk çıktığı yer.
Gukguk: Gugukkuşu.
Gulk: Kuluçka olmuş tavuk.
Gumbul: Sepet.
Guruş taşı: Ocak başı raf çıkıntısı.
Guşak: Bele bağlanan giysi.
Guşluk: Sabah vakti.
Guvak: Başta bulunan kepek.
Guytak: Çukur yer. Kuyu.
Gübür: Toz birikintisi, toz kırıntısı.
Güdüne: Mısırı alınmış kozalak.
Güçenme: Alınganlık gösterme. Alınmak.
Gücük: Küçük, ufak.
Gücük ayı: Şubat ayı.
Gücüktene: Yaylada çayır bitkisi.
Güdine: Mısır koçanının odunsu kısmı.
Güçük ayı: Şubat ayı.
Güfe: Ağaçtan yapılan kap, fıçı.
Güfine: Hayvan yalı konan ağaç kap.
Gügüm: Bakır su kabı, büyük ibrik.
Güllük: Eğreltiotu.
Gümbül: Birden yuvarlanma.
Gün darısı: Güneşte kurutulan mısır.
Gündelik: Yevmiye.
Gündelikçi: Yevmiyeli işçi.
Günni: Evden uzak bahçe, orman.
Gürgen: Kayın ağacı.
Güsgün: Dargın.
Gütmek: Korumak, sahip çıkmak.
Güveği: Damat.
Güvenek: İnekleri ısıran büyük sinek, atsineği.
Güveç: Ağaçtan yapılan kap.
Güverme: Yeşerme, üstü yeşillenme.
Güzine: Yemek, ekmek pişirilen fırınlı soba.
Güzlek: Yayla dönüşü sahil.
Güzlük: Yayla dönüşü hayvan beslenen yer.
Güzün: Sonbahar.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Mesaj önizleme  Konuyu Gönder 


Foruma Git: