Bizden Duyurular
Giresun’un İncisi
Küçükgeriş Köyü
Keşap İlçesi'nin orta bölgesinde Keşap Deresi'nin batı yakasında
kurulmuştur. İlk yerleşim tarihi ile adının kaynağı belli değildir. Alataş,
Karadere, Demirci, Yivdincik, Bayrambey köyleri ile Karabulduk
Beldesi'
nin Unaca ve Karşıyaka
mahallelerinin arasındadır. Yüzölçümü oldukça geniş, doğal yapısı
engebeli ve ortalama yüksekliği 400 metredir.
5 yerleşim ünitesinden oluşan Küçükgeriş Köyü'nün hane
sayısı 169'dur. Keşap İlçemizin büyük köylerinden biri olan Küçükgeriş,
Güneyköy (toplam 872 kişi) ve Çamlıca (toplam 619 kişi) köylerinden
sonra nüfus büyüklüğü açısından üçüncü sırada yer almaktadır. 2011 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına
göre 275 erkek, 314 kadın olmak üzere Küçükgeriş Köyü'nde yaşayan mevcut
nüfus ise toplam 589'dur. İlçe merkezinden uzaklığı 10 kilometredir.
Yolu, içme suyu ve elektriği vardır. Ulaşımını Keşap-Karabulduk yolu
üzerinden sağlar. Girişinde tarihî bir kemer köprü bulunmaktadır. 3
camisi ve ilköğretim okulu vardır. Fındık tarımı ve hayvancılık başlıca
geçim kaynaklarıdır...
Küçükgeriş’in Kuruluşu
İlk yerleşim tarihi
kesin olarak bilinmemekle birlikte 1700'lü yıllarda ilk olarak
Bayburt’tan Tıylakoğulları ve İğnecioğulları, kıtlık yokluk
nedeni ile yeni geçim ve çalışma alanları aramak için yola
çıktıkları, Küçükgeriş'in ilk olarak Kurttaşı (Harmancık)
mevkiine yerleştikleri köyümüzün büyükleri tarafından
belirtilmektedir. Tıylakoğulları ile İğnecioğulları, daha
sonraki Bayburt ziyaretleri dönüşü Bayburt’ta kimsesiz yetim bir
erkek çocuğunu da yanlarına alıp Küçükgeriş'e önceden inşa
ettikleri evlerine birlikte dönüyorlar. Bayburt'tan
beraberlerinde getirdikleri yetim Osman’ı Tıylakoğulları ve
İğnecioğulları birlikte büyütüyorlar, destek oluyorlar.
O zamanki köy ve yöre; ormanlık, vahşi hayvanların
yaşadığı, boş ama tarıma elverişli verimli alanlar. Söylenenlere
göre; Kurttaşı'ndaki evlerinde vahşi yaban hayvanlarından zarar
görmeye başlamışlar, hatta bir çocuklarını da bu yüzden
kaybetmişler. Köyün içine, su olan bölgesine, aşağılara inme
kararı alan Tıylakoğulları Öteköy mevkiine, İğnecioğulları Orta
Mahalle'ye ve Bayburt'tan beraberlerinde getirdikleri Osman da
(Yusuf Oğlu Osman) Aşağı mahalleye yerleşiyor. Zamanla köyümüze
diğer sülaleler yerleşiyorlar. Oğuzların Çepni boyundan olan
köyümüze yerleşen 20 sülale şunlardır: Ayvazoğulları,
Cebecioğulları, Civiloğulları, Çömezoğulları, Delibekiroğulları,
Dikkaşoğulları, Durmuşoğulları, Gıbıloğulları, Haliloğulları (Hallo),
Hasbaloğulları, İğnecioğulları, Karayusufoğulları, Kelleoğulları,
Mastıoğulları, Tıylakoğulları, Tokalakoğulları,
Sarıçobanoğulları, Velioğulları, Yusufoğulları, Yusufoğulları (Yetimosmanoğulları)
1930 yılına kadar Feruz (Alataş) Köyü'ne bağlı olarak
kalan Küçükgeriş, 1930 yılında köy statüsüne geçerek bugünkü
coğrafi yapısına kavuşmuştur.
Not: Tıylakoğulları'nın büyüklerinin aktardığı
bilgilere göre de Bayburt’a Batum'dan gelindiği bilinmektedir.
Deniz ve Ağaçların Arasında Güzeller Güzeli İlçemiz
Keşap
Keşap adı;
Türkçe olmayıp anlamı da tam olarak bilinmemektedir. Ancak,
içici ve güzel, hoş anlamına gelen "keş" ile su anlamına gelen
"ab" kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiği
düşünülmektedir. Bununla beraber yöre adının Romalılar devrinde
Cassicipi olduğu ve zamanla Keşap'a dönüştüğü de ileri
sürülmektedir.
Keşap'ın tarihi Millattan Önce'ye uzanmakla beraber,
bunun başlangıç kısmı belirsizdir. İlçe ilk defa 11. Yüzyıl'ın
sonunda Türklerin hakimiyetine girer. Ama bu, Haçlı seferleri
nedeniyle uzun sürmez ve tekrar Doğu Roma İmparatorluğu'na
bağlanır. Keşap'ın tarihi Giresun, Trabzon ve Şebinkarahisar ile
birlikte düşünmek gerekir. Keşap ve çevresi Millattan Önce 6.
Yüzyıllarda Ahameni (Pers) İmparatorluğu'nun, 3. ve 2.
yüzyıllarda ise Selefki Asya Krallığı'nın sınırları içinde
bulunur. M.Ö. 183-68 yıllarında Pontus Krallığı'nın, daha sonra
Roma İmparatorluğu'nun eline geçer. M.S. 395'te Roma
İmparatorluğu ikiye ayrılınca Doğu Roma, diğer adıyla Bizans
İmparatorluğu'nun payına düşer. Bölge Millattan Sonra 6.
yüzyılda merkezi İran'da bulunan Sasaniler'in saldırısına uğrar.
Keşap ilk defa 11 yüzyılın sonlarına doğru Doğu Türklerinin
hakimiyeti altına girer, ama bu Haçlı seferleri sebebi ile uzun
sürmez. Türkler geriye çekildikten sonra tekrar Doğu Roma
(Bizans) İmparatorluğu'na kalır. 1204'te ise Trabzon Rum (Kommenos)
İmparatorluğu'nun mülkü olur. 1397'den sonra Keşap'a Oğuzlar'ın
Çepni boyu etkili olmaya başlar. Bu etki giderek artar. Bununla
birlikte, yöre hala Trabzon Rum (Kommenos) İmparatorluğu'na
bağlıdır. 1467'de, Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'u fethetmeye
giderken burayı Osmanlı sınırları içine alır. Buna rağmen Rumlar
bölgede yaşamlarını 1920 yılına kadar Türkler ile birlikte devam
ettirirler. 1920'de bölgeden tamamen çekilirler. Bazı kaynaklara
göre; 1774 yılında Keşap ve civarında devlet hakimiyeti iyice
kaybolduğundan bazı derebeylikler türemiş ve bunlar
birbirleriyle sürekli mücadeleye girişmişler.
Keşap, Cumhuriyet'in ilanından sonra 22 yıl merkez
ilçeye bağlı bir bucak olarak kalır. 1945 yılında ise ilçe olur.
Coğrafya:
Keşap ilçesinin yüzölçümü 222 km2'dir. İlçe, Giresun il
merkezinin 12 kilometre doğusunda, Giresun-Trabzon Devlet
Karayolu üzerinde, Keşap Deresi'nin ikiye böldüğü vadinin
yamaçlarına kurulmuş tipik bir Karadeniz kentidir.
Güneybatısında Giresun Merkez ve Dereli, doğusunda Espiye,
güneydoğusunda ise Yağlıdere ilçeleri yer almaktadır.
Arazi yapısı tamamen engebelidir. Dağlar ve tepeler
arasında derin vadiler bulunur. İlçe; Merkez, Karabulduk ve
Yolağzı diye üç coğrafi bölgeye ayrılır. En yüksek yerleri;
Geçit Köyü, Karadağ, Karatepe, Ocak, Bozarı, Armelit, Sancaklı,
Töngel, Evliya ve Kabak tepeleridir.
İlçede yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektetir. Her
mevsimde yağmur bolca yağdığı için yıllık nem oranı ortalama
yüzde 75'tir. Yağış ve nem; bitkilerin gür olmasında önemli rol
oynar. Yemyeşil ve gür bitki örtüsü içinde en çok pay fındık
ağaçlarınındır. Kıyının hakim bitki örtüsü olan fındık ağaçları,
700 metre yüksekliğe kadar varlık gösterir. Burdan sonraki
yerler ise ormanlıktır.
İlçenin 8 mahallesi ve 42 köyü
bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımı sonucuna göre; toplam
nüfusu 26.504 olup bunun 18.107'si belde ve köylerde
yaşamaktadır, ilçe merkezinin nüfusu ise 8.397'dir.
Ekonomi:
Ekonomik yapı çoğunlukla fındık tarımına, hayvancılığa,
balıkçılık, arıcılık ve ormancılığa dayanır. Fındığın yanı sıra,
mısır, sebze, meyve ve çay tarımı da yapılmaktadır. 1992
yılından bu yana bölgede kivi üretimi de yapılmaktadır.
Deniz balıkçılığı yanında son yıllarda
alabalık yetiştiriciliği de büyük gelişme göstermiştir. Ayrıca
arıcılık son yıllarda önemli bir gelişme göstermiş.
Bölgede son yıllarda önemli sanayi
tesisleri yapılmıştır. 3 fındık kırma, bir çay , iki parke ve
bir un fabrikası bulunmaktadır.
İlçenin tüm köylerinde yol olup bu yolların çoğu
stabilizedir. Son yıllarda betonlaşma çalışmaları sürdürülmekte
olup eski Armelit yolunun iyileştirme çalışmaları
sürdürülmektedir.
Turizm:
İlçede turizm çok gelişmemiş olsa da yayla turizmi
yapılmaktadır. İlçeyi daha çok yerli turistler ziyaret
etmektedir. Tarihi ve doğal yapılar arasında Hüseyin Efendi
Türbesi, kemer köprüler, Karşıyaka Camii önemli sayılır.
Yaylacılık:
İlçede yaylacılık çok gelişmiştir. Eskiden bölge halkı hayvan
otlatmak için yaylaya göç etmekte iken son yıllarda temiz dağ
havası alarak dinlenmek ve çeşitli yayla şenliklerine katılarak
eğlenmek için yaylaya çıkmaktadır.
Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken;
ulaşımın sağlanması ile otomobiller ile gidilmektedir. Bölge
halkı Giresun 'un meşhur yaylalarına çıkmakta.
Örf ve Adetler:
İlçe örf ve adet bakımından Giresun İli ile benzerlik
göstermektedir. Ünlü "Mican" türküsü yörede çıkmıştır. Merulcan
kavurması, kadayıf ve güllaç, balık ve mantar salamurası yöreye
özgü yemeklerdir.
Keşap ve yöresinde il çevresinde olduğu
gibi iğne oyası, örme, semercilik, ağaç oymacılığı, el kilim ve
halıcılığı, hartama ve tabanca süslemeleri önemli el sanatları
arasındadır.
Yeşille Mavinin Harmanlandığı Yer: Giresun
Giresun
Giresun, fındığı ile tanınan Karadeniz Bölgesinde yer alan il. Kiraz ve
fındığın bütün dünyaya buradan yayıldığı kabul edilen Giresun ili, Doğu
Karadeniz bölgesinde Karadeniz, Trabzon, Gümüşhane, Erzincan, Sivas ve
Ordu arasında yer alır. Trafik numarası 28’dir.Yerli halkın Çoğunluğunu
Türkmen Çepniler oluşturur. 1500'lü yıllardaki Osmanlı Tahrir
defterlerinde yöreye Vilayeti Çepni de denmektedir.
Giresun ili, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Büyük Atatürk'ün
19 Mayıs 1919 da Samsun'a çıktıktan sonraki dönemde olan kişisel
muhafızlarının (Topal Osman ve Silah Arkadaşları) memleketi olan bir
ildir. Şehir, Aksu ve Batlama vadileri arasında denize doğru uzanan bir
yarımada üzerinde kurulmuştur, tam karşısında Karadeniz'in tek adası
olan Giresun Adası (Aretias) vardır. Giresun ili 1920 yılına kadar
Trabzon iline bağlı kalmış, bu tarihte müstakil mutasarrıflık, 1923
yılında ise il olmuştur. 1923 yılında Giresun ili, merkez ve Tirebolu
ilçesi ile bunlara bağlı Görele, Bulancak, Keşap ve Espiye bucaklarından
ibaretti. 1933 yılında Şebinkarahisar'ın iliğinin kaldırılması ile
Şebinkarahisar ve Alucra ilçeleri de Giresun'a bağlanmıştır. 1934
yılında Bulancak, 1945 yılında Keşap, 1957 yılında Espiye, 1958 yılında
Dereli, 1960 yılında Eynesil, 1987 yılında Piraziz ve Yağlıdere, 1990
yılında Çanakçı, Güce, Doğankent ve Çamoluk ilçelerinin kurulması ile
ilçe sayısı 15 olmuştur.
Tarihi
Giresun, bir Miletos kolonisi olarak kurulmuştur. Yunanca adı Kerasus
daha sonra gelen Roma egemenliğinde Cerasus olarak kullanılmıştır.
Yabani Kiraz ağaçlarından dolayı "Kiraz diyarı" veya Spartacus isyanını
bastıran komutan Kerasus'tan gelmiş olabileceği söylenir. Eski Türklerde
adı Vilayet-i Çepni'dir. Vilayet-i Çepni Güneyde Gümüşhane/Koyulhisar,
Gürgentepe, Doğuda Beşikdüzü Abdal Musa (Sis) Dağı'nın etekleri olan
ancak kıyıya değil iç kesimlere yayılan bölgedir. Türkmen boylarından
olan Çepniler buraya Horasan'dan Tarihi İpek Yolu'nun Gümüşhane
civarındaki gümüş madenlerinin ve limanların güvenliğini sağlamak üzere
gönderilmiş olabileceği belirtilmektedir.
İsminin Kökeni
Giresun isminin kökeni hakkında üç rivayet vardır. Rivayetlerden
birincisi; "Kerasus" kelimesinden gelmektedir. Birinci rivayete göre bu
isim, "Kerasus"ta bol miktarda yetişen kirazdan gelmiştir. İkinci
rivayete göre ise; Giresun denize doğru uzanan bir yarımadanın üzerine
kurulmuştur. Bu yarımadanın şekli de boynuza benzemektedir. İşte bu
sebepten Yunanca'da boynuz anlamına gelen "Keras"tan türemiştir.Üçüncü
rivayet ise Spartaküs isyanını bastıran ünlü Romalı General Kerasusa
atfen verilmiş olmasıdır. Rivayetlerden ikincisini ünlü seyyah Evliya
Çelebi tarafından Seyâhatnâmesi'nde şöyle ifade edilmektedir; 'Giresun
Kalesi Fatih Sultan Mehmed Han devrinde Muhasip Mahmud Paşa tarafından
fethedilmiştir. Fatih, kale fetholunurken, Mahmud Paşa'ya; "Bu gece
kal'anın alt kapusundan giresün!" diye ferman edince, fetholduktan sonra
kaleye giresün adı verildi'.
Coğrafya
Giresun yeryüzü şekilleri bakımından engebeli bir görünüşe sahiptir ve
dağlar, vadiler ve dik kıyılar geniş yer kaplamaktadır. Karadeniz kıyısı
boyunca uzanan oldukça dar ve alçak düzlüklerden oluşan bir kıyı şeridi
ile güneyde Kelkit Çayı Vadisi arasını kaplayan Giresun Dağları şehrin
yeryüzü şekillerinin çatısını meydana getirir. Kıyıdan 50-60 km içeride,
kıyıya paralel olarak yükselen bu dağların ortalama yüksekliği 2000
m’dir.
Bazı yerlerde 3000 m'yi aşan Giresun Dağları'nın en önemli yükseltileri
şunlardır: Abdal Musa Tepesi (3.331m.), Cankurtaran Tepesi (3.278 m.),
Gâvur Dağı Tepesi (3.067 m.), Küçükkor Tepesi (3.044 m.), Karagöl
Dağları üzerindeki Karataş Tepesi (3.107 m.) ve Kırkkızlar Tepesi (3.040
m.). Kıyıya paralel olarak yükselen bu dağlar üzerinde, kıyı ile iç
kesimler arasındaki ulaşım, Şehitler (2.350 m.), Eğribel (2.200 m.)
geçitlerinden, Kurtbeli Mevkii’nden (1760 m.) ve ilçelerin yayla
yollarından sağlanır.
Şebinkarahisar, Alucra ve Güce ilçelerini içine alan ve daha az engebeli
olan güney kesiminde ortalama yükseklik 1000-1500 m. civarında olup
arazi Kelkit Vadisine doğru eğimlidir.
Giresun’un güneyini kuşatan dağlar kuzeye ve güneye doğru alçalarak
belirli yerlerde düzlükler oluşturur. 1750-2200 m. Yükseklikteki bu
düzlüklerde pek çok yayla vardır. Giresun Dağları üzerindeki bu
yaylaların başlıcaları Kümbet, Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl,
Eğribel, Kazıkbeli, Çakrak, Paşakonağı, Karaovacık ve Sisdağı
yaylalarıdır.
Karadeniz’de Bulunan İki Adadan En Şirini
Giresun Adası (Aretias)
Giresun Adası, Karadeniz'de bulunan iki
adadan biridir. Giresun Adası kıyıdan 1.6 km açıkta olup, 40.000
metrekare alana sahiptir. Adada özellikle Akdeniz defnesi ve Yalancı
Akasya başta olmak üzere 71 tür doğal otsu ve odunsu bitki türü
bulunmaktadır. Sonradan 10 adet ağaç türü daha ilave edilmiştir.
Karadeniz'de Karabatak ve martıların doğal olarak ürediği ada aynı
zamanda göçmen kuşların uğrak ve dinlenme yeridir. Hakkında birçok
efsaneler anlatılan, Amozanların ve birçok kavmin yaşadığı adada
mitolojik çağlara ait birçok kalıntı bulunmaktadır. İkinci derece sit
alanıdır. Yaz mevsiminde yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olan
ada günübirlik ziyaret edilerek piknik yapılmaktadır.
Giresun Adası ile ilgili olarak birtakım efsaneler anlatılmaktadır.
Tarihi kaynaklar Amazon kraliçelerinin savaş tanrısı Ares adına tapınak
yaptırdıklarını ve Sinop Piskoposu Agias Phokas'ın manastırı olduğundan
söz etmektedir. Adada Alexius II zamanında yapılan sur kalıntıları,
kuleler, manastır (iç kale), tarihi pişmiş toprak fıçılar ve bazı yapı
temelleri bulunuyor. Sit alanı olan ada koruma altında. Adaya yazın
Giresun limanından tekne turları düzenleniyor. Cenevizliler ve
Venedikliler tarafından gemi sığınağı olarak uzun süre kullanılan adanın
şu anki sahipleri yabani göçmen kuşlar, karabataklar ve martılar. Adada
bulunan Hamza Taşı ana tanrıça Kybele'yi temsil eden, sacayak gibi 3
ayak üzerine oturmuş bir taş. Ocak (aile) kültürünü temsil ediyor.
Kutsal taş 4 bin yıllık geçmişi ile dini inançlar gereği yaşlılar için
umut veren ve mistik güç kaynağı olan dilek taşı. Her yıl 20 Mayıs'ta
Uluslararası Aksu Festivali'nde düzenlenen ve soyun sürdürülmesi
inancıyla yapılan sacayaktan geçme geleneği, adanın etrafının
dolaşılmasıyla tamamlanıyor. Ada turu Hamza Taşı'ndan başlayıp yine
orada son buluyor.
Adanın Mitolojideki Yeri
Ada dünya mitolojisinde ve tarihinde Aretias, Areionesos (İlk çağ adı),
Nesos, Area, Areos, Chalceritis (Romalıların verdiği ad) adları ile
karşımıza çıkmaktadır. Kıyıdan 1.6 km açıkta bulunan ada 40. 000 metre
karelik yüzölçümüne sahiptir. Bir söylenceye göre ada kentin
güneydoğusunda yer alan ve görünümü bir kartal gagasını andıran
Gedikkaya'dan kopan bir parçanın denize yerleşmesiyle oluşmuştur. Adada
tarihle doğa iç içedir. Kalıntılardan çepeçevre surlarla çevrili olduğu
anlaşılmaktadır. Surların yapımındaki inşaat işçiliği Giresun Kalesiyle
aynı tekniktedir. Pontuslular dönemine ait olduğu kuvvetle ihtimaldir.
Tarihi kalıntılarından iki büyük şarap fıçısı, bir mabet harabesi,
tapınak yeri, ayakta kalan surlar ve gözetleme kulesi en göze
çarpanlardandır. Doğu ucundaki "Hamza Taşı" antik çağlardan kalma bir
dikittir. Çağlar boyunca yöre insanları için mistik güç kaynağı
olmuştur. Romalı bilgin Pilinius "Ilistariaum Mundi" adlı eserinde,
adada savaş tanrısı Mars'a sunulmuş bir açık hava mabedinden söz eder ve
şunları yazar: "…ve Pharnace'nin karşısında Chalceritis, Yunanların
Mars'a vakfedilmiş olan Arias'ı bulunur. Burada kuşların kanatlarını
vurarak yabancılarla mücadele ettiği söylenir."
Ada mitolojide geçen Altın Post peşindeki Argonautlar ile ilgili önemli
bir olaya sahne olmuştur. Thabai Kralı Athamanas'ın, Nefele adlı
karısından iki erkek çocuğu olur. Sonraki yıllarda ikinci kez evlenen
kral çocuklarını kurban ederse ülkesinin kıtlıktan kurtulacağına
inandırılır. Bunu öğrenen anneleri Nefele çocuklarını bulut ve buğuya
sararak uçan altın bir posta bindirir ve onları Karadeniz'e doğru
gönderir. Çocuklardan biri Çanakkale Boğazı'nda fırtınaya tutularak
ölür, diğeri yoluna devam eder ve mitolojik kişilerce Çanakkale Boğazı
ile Kafkasya arasında bir yere saklanır. Herakles döneminde aralarında
Güç Tanrısı Herkül'ün de bulunduğu bir grup yiğit, altın postu ele
geçirmek amacıyla Karadeniz'e açılırlar. Bir sürü serüven yaşadıktan
sonra Aretias adasına gelirler. Altın postun burada saklı olduğuna
inanmaktadırlar. Ancak adada onları ejderha yapılı kuşlar karşılar.
Herkül'ün daha önce Stymphales Gölü çevresinden kovduğu kuşlar buraya
yerleşmişlerdir. Kuşlar tüylerini ok gibi fırlatarak saldırıya geçerler.
Argonautlar kalkanlarıyla kendilerini korumaya çalışsalar da bir
arkadaşlarını yitirmekten kurtulamazlar. Sonunda kuşları öldürür ve
altın postu aramaya koyulurlar. Bulamayınca da adayı lanetleyerek
ayrılırlar. 1984 yılında kaptan Tim Severin yönetimindeki araştırma
ekibi bu efsanevi yolculuğu tekrar canlandırmak için Argo gemisinin
aynısını hiç çivi kullanmadan yaptırır ve kürek çekerek Giresun Adasına
gelirler. National Geographic dergisinin de bulunduğu bu seyahati BBC
Televizyonu 12 kişilik bir ekiple belgeselleştirir ve tüm dünyaya bu ada
tanıtılır. Romalı bilgin Pilinius'un "Histarium Mundi" adlı eserinde ve
ünlü Mitos yazarı Apollonius'un (İ.Ö. 295-195 ) "Argonautiga" alı
eserinde konu daha da detaylı işlenmektedir. Başka bir efsane Kral
Mitridates'in kızına ilişkindir. Kralın genç ve güzel kızıyla pek çok
soylu kişi evlenmek istemektedir. Kız ise hiçbirini istemez, çünkü
kalenin eteklerinde koyunlarını otlatan bir çobanı sevmektedir. Kral
buna kızar, kızını adadaki manastıra kapatır. Çobanı yakalatarak
manastırın önündeki kiraz ağacına astırır. Kız da ertesi gün kendini
manastırın kulesine asar. Üçüncü bir öykü şöyledir. İsrail Oğulları
Yusuf'un altından bir heykelini yapar. Mısır'dan göç edip Filistin'e
vardıklarında Musa Peygamberden heykeli getirmesini isterler. Musa
mucizeyle heykeli Filistin'e getirir. Burada Fenikeliler heykeli alıp
Kıbrıs'a götürürler. Yunanlar heykeli Kıbrıs'tan alarak Olimpos Dağı'na
yerleştirirler. Pers İmparatoru Dara (Dareios) Anadolu ve Yunanistan'ı
ele geçirince altın heykeli Mısır'a geri verir. Bundan sonra heykel
tekrar Fenikelilerin eline geçer. Bu kez getirip Aretias Adasına
yerleştirirler. Altın heykeli almak için Yunanların Giresun Adası'na
kırk kez saldırdıkları söylenir. Geçmiş alt kültürlerden izler taşıyan
ada, eşine ender rastlanır bir doğa harikasıdır. Mevcut kalıntılar
insanoğlunun doğaya egemen olma isteğini vurgular. İnsan bir anda
kendisini tarihin, mitolojinin derinliklerinde bulur. Geçmiş
uygarlıkların inançlarını ve törelerini yaşar gibi olur.
Cennet Giresun'umdan Görünüm
Radyo K | Karadeniz'in Sesi Radyosu

Karadeniz'in Sesi Radyosu

Son Dakika Haberler
HaberTürk'ten Son Dakika Haberler









