Keşap İlçesi'nin
orta bölgesinde Keşap Deresi'nin batı yakasında kurulmuştur.
Kuruluş tarihi ile adının kaynağı belli değildir. Alataş,
Karadere, Demirci, Yivdincik, Bayrambey ve Unaca köyleriyle
Karşıyaka Mahallesi'nin arasındadır. Yüzölçümü oldukça
geniş, doğal yapısı engebeli ve ortalama yüksekliği 400
metredir.
5 yerleşim ünitesinden oluşan Küçükgeriş Köyü'nün hane
sayısı 169'dır. 2007 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi
sonuçlarına göre 282 Erkek, 314 Kadın olmak üzere Küçükgeriş
Köyü'nde yaşayan mevcut nüfus ise toplam 596'dır. İlçe
merkezinden uzaklığı 10 kilometredir. Yolu, içme suyu ve
elektriği vardır. Ulaşımını Keşap-Karabulduk yolu üzerinden
sağlar. Girişinde tarihî bir kemer köprü bulunmaktadır. 2
camisi ve ilköğretim okulu vardır. Fındık tarımı ve
hayvancılık başlıca geçim kaynaklarıdır..
Küçükgeriş’in Kuruluşu
İlk yerleşim tarihi
kesin olarak bilinmemekle birlikte 1700'lü yıllarda ilk olarak
Bayburt’tan Tıylakoğulları ve İğnecioğulları, kıtlık yokluk
nedeni ile yeni geçim ve çalışma alanları aramak için yola
çıktıkları, Küçükgeriş'in ilk olarak Kurttaşı (Harmancık)
mevkiine yerleştikleri köyümüzün büyükleri tarafından
belirtilmektedir. Tıylakoğulları ile İğnecioğulları, daha
sonraki Bayburt ziyaretleri dönüşü Bayburt’ta kimsesiz yetim bir
erkek çocuğunu da yanlarına alıp Küçükgeriş'e önceden inşa
ettikleri evlerine birlikte dönüyorlar. Bayburt'tan
beraberlerinde getirdikleri yetim Osman’ı Tıylakoğulları ve
İğnecioğulları birlikte büyütüyorlar, destek oluyorlar.
O zamanki köy ve yöre; ormanlık, vahşi hayvanların
yaşadığı, boş ama tarıma elverişli verimli alanlar. Söylenenlere
göre; Kurttaşı’ndaki evlerinde vahşi yaban hayvanlarından zarar
görmeye başlamışlar, hatta bir çocuklarını da bu yüzden
kaybetmişler. Köyün içine, su olan bölgesine, aşağılara inme
kararı alan Tıylakoğulları Öteköy mevkiine, İğnecioğulları Orta
Mahalle'ye ve Bayburt'tan beraberlerinde getirdikleri Osman da
(Yusuf Oğlu Osman) Aşağı mahalleye yerleşiyor. Zamanla köyümüze
diğer sülaleler yerleşiyorlar. Oğuzların Çepni boyundan olan
köyümüze yerleşen 20 sülale şunlardır: Ayvazoğulları,
Cebecioğulları, Civiloğulları, Çömezoğulları, Delibekiroğulları,
Dikkaşoğulları, Durmuşoğulları, Gıbıloğulları, Haliloğulları (Hallo),
Hasbaloğulları, İğnecioğulları, Karayusufoğulları, Kelleoğulları,
Mastıoğulları, Tıylakoğulları, Tokalakoğulları,
Sarıçobanoğulları, Velioğulları, Yusufoğulları, Yusufoğulları (Yetimosmanoğulları)
1930 yılına kadar Feruz (Alataş) Köyü'ne bağlı olarak
kalan Küçükgeriş, 1930 yılında köy statüsüne geçerek bugünkü
coğrafi yapısına kavuşmuştur.
Not: Tıylakoğulları'nın büyüklerinin aktardığı
bilgilere göre de Bayburt’a Batum'dan gelindiği bilinmektedir.
Keşap
Keşap adı;
Türkçe olmayıp anlamı da tam olarak bilinmemektedir. Ancak,
içici ve güzel, hoş anlamına gelen "keş" ile su anlamına gelen
"ab" kelimelerinin birleşmesinden meydana geldiği
düşünülmektedir. Bununla beraber yöre adının Romalılar devrinde
Cassicipi olduğu ve zamanla Keşap'a dönüştüğü de ileri
sürülmektedir.
Keşap'ın tarihi Millattan Önce'ye uzanmakla beraber,
bunun başlangıç kısmı belirsizdir. İlçe ilk defa 11. Yüzyıl'ın
sonunda Türklerin hakimiyetine girer. Ama bu, Haçlı seferleri
nedeniyle uzun sürmez ve tekrar Doğu Roma İmparatorluğu'na
bağlanır. Keşap'ın tarihi Giresun, Trabzon ve Şebinkarahisar ile
birlikte düşünmek gerekir. Keşap ve çevresi Millattan Önce 6.
Yüzyıllarda Ahameni (Pers) İmparatorluğu'nun, 3. ve 2.
yüzyıllarda ise Selefki Asya Krallığı'nın sınırları içinde
bulunur. M.Ö. 183-68 yıllarında Pontus Krallığı'nın, daha sonra
Roma İmparatorluğu'nun eline geçer. M.S. 395'te Roma
İmparatorluğu ikiye ayrılınca Doğu Roma, diğer adıyla Bizans
İmparatorluğu'nun payına düşer. Bölge Millattan Sonra 6.
yüzyılda merkezi İran'da bulunan Sasaniler'in saldırısına uğrar.
Keşap ilk defa 11 yüzyılın sonlarına doğru Doğu Türklerinin
hakimiyeti altına girer, ama bu Haçlı seferleri sebebi ile uzun
sürmez. Türkler geriye çekildikten sonra tekrar Doğu Roma
(Bizans) İmparatorluğu'na kalır. 1204'te ise Trabzon Rum (Kommenos)
İmparatorluğu'nun mülkü olur. 1397'den sonra Keşap'a Oğuzlar'ın
Çepni boyu etkili olmaya başlar. Bu etki giderek artar. Bununla
birlikte, yöre hala Trabzon Rum (Kommenos) İmparatorluğu'na
bağlıdır. 1467'de, Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'u fethetmeye
giderken burayı Osmanlı sınırları içine alır. Buna rağmen Rumlar
bölgede yaşamlarını 1920 yılına kadar Türkler ile birlikte devam
ettirirler. 1920'de bölgeden tamamen çekilirler. Bazı kaynaklara
göre; 1774 yılında Keşap ve civarında devlet hakimiyeti iyice
kaybolduğundan bazı derebeylikler türemiş ve bunlar
birbirleriyle sürekli mücadeleye girişmişler.
Keşap, Cumhuriyet'in ilanından sonra 22 yıl merkez
ilçeye bağlı bir bucak olarak kalır. 1945 yılında ise ilçe olur.
COĞRAFYA:
Keşap ilçesinin yüzölçümü 222 km2'dir. İlçe, Giresun il
merkezinin 12 kilometre doğusunda, Giresun-Trabzon Devlet
Karayolu üzerinde, Keşap Deresi'nin ikiye böldüğü vadinin
yamaçlarına kurulmuş tipik bir Karadeniz kentidir.
Güneybatısında Giresun Merkez ve Dereli, doğusunda Espiye,
güneydoğusunda ise Yağlıdere ilçeleri yer almaktadır.
Arazi yapısı tamamen engebelidir. Dağlar ve tepeler
arasında derin vadiler bulunur. İlçe; Merkez, Karabulduk ve
Yolağzı diye üç coğrafi bölgeye ayrılır. En yüksek yerleri;
Geçit Köyü, Karadağ, Karatepe, Ocak, Bozarı, Armelit, Sancaklı,
Töngel, Evliya ve Kabak tepeleridir.
İlçede yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektetir. Her
mevsimde yağmur bolca yağdığı için yıllık nem oranı ortalama
yüzde 75'tir. Yağış ve nem; bitkilerin gür olmasında önemli rol
oynar. Yemyeşil ve gür bitki örtüsü içinde en çok pay fındık
ağaçlarınındır. Kıyının hakim bitki örtüsü olan fındık ağaçları,
700 metre yüksekliğe kadar varlık gösterir. Burdan sonraki
yerler ise ormanlıktır.
İlçenin 8 mahallesi ve 42 köyü
bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımı sonucuna göre; toplam
nüfusu 26.504 olup bunun 18.107'si belde ve köylerde
yaşamaktadır, ilçe merkezinin nüfusu ise 8.397'dir.
EKONOMİ:
Ekonomik yapı çoğunlukla fındık tarımına, hayvancılığa,
balıkçılık, arıcılık ve ormancılığa dayanır. Fındığın yanı sıra,
mısır, sebze, meyve ve çay tarımı da yapılmaktadır. 1992
yılından bu yana bölgede kivi üretimi de yapılmaktadır.
Deniz balıkçılığı yanında son yıllarda
alabalık yetiştiriciliği de büyük gelişme göstermiştir. Ayrıca
arıcılık son yıllarda önemli bir gelişme göstermiş.
Bölgede son yıllarda önemli sanayi
tesisleri yapılmıştır. 3 fındık kırma, bir çay , iki parke ve
bir un fabrikası bulunmaktadır.
İlçenin tüm köylerinde yol olup bu yolların çoğu
stabilizedir. Son yıllarda betonlaşma çalışmaları sürdürülmekte
olup eski Armelit yolunun iyileştirme çalışmaları
sürdürülmektedir.
TURİZM:
İlçede turizm çok gelişmemiş olsa da yayla turizmi
yapılmaktadır. İlçeyi daha çok yerli turistler ziyaret
etmektedir. Tarihi ve doğal yapılar arasında Hüseyin Efendi
Türbesi, kemer köprüler, Karşıyaka Camii önemli sayılır.
YAYLACILIK:
İlçede yaylacılık çok gelişmiştir. Eskiden bölge halkı hayvan
otlatmak için yaylaya göç etmekte iken son yıllarda temiz dağ
havası alarak dinlenmek ve çeşitli yayla şenliklerine katılarak
eğlenmek için yaylaya çıkmaktadır.
Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken;
ulaşımın sağlanması ile otomobiller ile gidilmektedir. Bölge
halkı Giresun 'un meşhur yaylalarına çıkmakta.
ÖRF VE ADETLER:
İlçe örf ve adet bakımından Giresun İli ile benzerlik
göstermektedir. Ünlü "Mican" türküsü yörede çıkmıştır. Merulcan
kavurması, kadayıf ve güllaç, balık ve mantar salamurası yöreye
özgü yemeklerdir.
Keşap ve yöresinde il çevresinde olduğu
gibi iğne oyası, örme, semercilik, ağaç oymacılığı, el kilim ve
halıcılığı, hartama ve tabanca süslemeleri önemli el sanatları
arasındadır.
Yöremizde destanlaşan Micanoğlu Hüseyin, yaşadığı
dönemde sürekli aynı yerde kalmamış, tabiatın kendini
gizleyeceği yerleri mesken seçmiştir. Mican, bir dönem
de Küçükgeriş Köyümüzde yer alan mağaralarda
saklanmıştır. Sevgili Funda ve Fuat Deniz de büyük emek
sarfederek bu mağaraların fotoğraflarını çekip, derledikleri
bilgi ve belgelerle "Destanlarımız - Mican" sayfamızın
oluşumuna ve arşivsel bir belge olarak sitemizde yer
almasına katkıda bulundular. Değerli emek ve katkıları
için gönül dolusu teşekkür ediyoruz.
(Bu hizmet Keşap Belediyesi tarafından
sunulmaktadır. Keşap Belediyesi'ne teşekkür
ederiz...)
Giresun
Giresun,
fındığı ile tanınan Karadeniz Bölgesinde yer alan il. Kiraz ve
fındığın bütün dünyaya buradan yayıldığı kabul edilen Giresun
ili, Doğu Karadeniz bölgesinde Karadeniz, Trabzon, Gümüşhane,
Erzincan, Sivas ve Ordu arasında yer alır. Trafik numarası
28’dir.Yerli halkın Çoğunluğunu Türkmen Çepniler oluşturur.
1500'lü yıllardaki Osmanlı Tahrir defterlerinde yöreye Vilayeti
Çepni de denmektedir.
Giresun ili, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan
Büyük Atatürk'ün 19 Mayıs 1919 da Samsun'a çıktıktan sonraki
dönemde olan kişisel muhafızlarının (Topal Osman ve Silah
Arkadaşları) memleketi olan bir ildir. Şehir, Aksu ve Batlama
vadileri arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde
kurulmuştur, tam karşısında Karadeniz'in tek adası olan Giresun
Adası (Aretias) vardır. Giresun ili 1920 yılına kadar Trabzon
iline bağlı kalmış, bu tarihte müstakil mutasarrıflık, 1923
yılında ise il olmuştur. 1923 yılında Giresun ili, merkez ve
Tirebolu ilçesi ile bunlara bağlı Görele, Bulancak, Keşap ve
Espiye bucaklarından ibaretti. 1933 yılında Şebinkarahisar'ın
iliğinin kaldırılması ile Şebinkarahisar ve Alucra ilçeleri de
Giresun'a bağlanmıştır. 1934 yılında Bulancak, 1945 yılında
Keşap, 1957 yılında Espiye, 1958 yılında Dereli, 1960 yılında
Eynesil, 1987 yılında Piraziz ve Yağlıdere, 1990 yılında
Çanakçı, Güce, Doğankent ve Çamoluk ilçelerinin kurulması ile
ilçe sayısı 15 olmuştur. Tarihi
Giresun, bir Miletos kolonisi olarak kurulmuştur.
Yunanca adı Kerasus daha sonra gelen Roma egemenliğinde Cerasus
olarak kullanılmıştır. Yabani Kiraz ağaçlarından dolayı "Kiraz
diyarı" veya Spartacus isyanını bastıran komutan Kerasus'tan
gelmiş olabileceği söylenir. Eski Türklerde adı Vilayet-i
Çepni'dir. Vilayet-i Çepni Güneyde Gümüşhane/Koyulhisar,
Gürgentepe, Doğuda Beşikdüzü Abdal Musa (Sis) Dağı'nın etekleri
olan ancak kıyıya değil iç kesimlere yayılan bölgedir. Türkmen
boylarından olan Çepniler buraya Horasan'dan Tarihi İpek
Yolu'nun Gümüşhane civarındaki gümüş madenlerinin ve limanların
güvenliğini sağlamak üzere gönderilmiş olabileceği
belirtilmektedir. İsminin Kökeni
Giresun isminin kökeni hakkında üç rivayet vardır.
Rivayetlerden birincisi; "Kerasus" kelimesinden gelmektedir.
Birinci rivayete göre bu isim, "Kerasus"ta bol miktarda yetişen
kirazdan gelmiştir. İkinci rivayete göre ise; Giresun denize
doğru uzanan bir yarımadanın üzerine kurulmuştur. Bu yarımadanın
şekli de boynuza benzemektedir. İşte bu sebepten Yunanca'da
boynuz anlamına gelen "Keras"tan türemiştir.Üçüncü rivayet ise
Spartaküs isyanını bastıran ünlü Romalı General Kerasusa atfen
verilmiş olmasıdır. Rivayetlerden ikincisini ünlü seyyah Evliya
Çelebi tarafından Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifade edilmektedir;
'Giresun Kalesi Fatih Sultan Mehmed Han devrinde Muhasip Mahmud
Paşa tarafından fethedilmiştir. Fatih, kale fetholunurken,
Mahmud Paşa'ya; “Bu gece kal'anın alt kapusundan giresün!” diye
ferman edince, fetholduktan sonra kaleye giresün adı verildi'. Coğrafya
Giresun yeryüzü şekilleri bakımından engebeli bir
görünüşe sahiptir ve dağlar, vadiler ve dik kıyılar geniş yer
kaplamaktadır. Karadeniz kıyısı boyunca uzanan oldukça dar ve
alçak düzlüklerden oluşan bir kıyı şeridi ile güneyde Kelkit
Çayı Vadisi arasını kaplayan Giresun Dağları şehrin yeryüzü
şekillerinin çatısını meydana getirir. Kıyıdan 50-60 km içeride,
kıyıya paralel olarak yükselen bu dağların ortalama yüksekliği
2000 m’dir.
Bazı yerlerde 3000 m’yi aşan Giresun Dağları’nın en
önemli yükseltileri şunlardır: Abdal Musa Tepesi (3.331m.),
Cankurtaran Tepesi (3.278 m.), Gâvur Dağı Tepesi (3.067 m.),
Küçükkor Tepesi (3.044 m.), Karagöl Dağları üzerindeki Karataş
Tepesi (3.107 m.) ve Kırkkızlar Tepesi (3.040 m.). Kıyıya
paralel olarak yükselen bu dağlar üzerinde, kıyı ile iç kesimler
arasındaki ulaşım, Şehitler (2.350 m.), Eğribel (2.200 m.)
geçitlerinden, Kurtbeli Mevkii’nden (1760 m.) ve ilçelerin yayla
yollarından sağlanır.
Şebinkarahisar, Alucra ve Güce ilçelerini içine alan ve
daha az engebeli olan güney kesiminde ortalama yükseklik
1000-1500 m. civarında olup arazi Kelkit Vadisine doğru
eğimlidir.
Giresun’un güneyini kuşatan dağlar kuzeye ve güneye
doğru alçalarak belirli yerlerde düzlükler oluşturur. 1750-2200
m. Yükseklikteki bu düzlüklerde pek çok yayla vardır. Giresun
Dağları üzerindeki bu yaylaların başlıcaları Kümbet, Kulakkaya,
Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel, Kazıkbeli, Çakrak, Paşakonağı,
Karaovacık ve Sisdağı yaylalarıdır.
Giresun Adası (Aretias)
Giresun
Adası, Karadeniz'de bulunan iki adadan biridir. Giresun Adası
kıyıdan 1.6 km açıkta olup, 40.000 metrekare alana sahiptir.
Adada özellikle Akdeniz defnesi ve Yalancı Akasya başta olmak
üzere 71 tür doğal otsu ve odunsu bitki türü bulunmaktadır.
Sonradan 10 adet ağaç türü daha ilave edilmiştir. Karadeniz'de
Karabatak ve martıların doğal olarak ürediği ada aynı zamanda
göçmen kuşların uğrak ve dinlenme yeridir. Hakkında birçok
efsaneler anlatılan, Amozanların ve birçok kavmin yaşadığı adada
mitolojik çağlara ait birçok kalıntı bulunmaktadır. İkinci
derece sit alanıdır. Yaz mevsiminde yerli ve yabancı turistlerin
ilgi odağı olan ada günübirlik ziyaret edilerek piknik
yapılmaktadır.
Giresun Adası ile ilgili olarak birtakım efsaneler
anlatılmaktadır. Tarihi kaynaklar Amazon kraliçelerinin savaş
tanrısı Ares adına tapınak yaptırdıklarını ve Sinop Piskoposu
Agias Phokas'ın manastırı olduğundan söz etmektedir. Adada
Alexius II zamanında yapılan sur kalıntıları, kuleler, manastır
(iç kale), tarihi pişmiş toprak fıçılar ve bazı yapı temelleri
bulunuyor. Sit alanı olan ada koruma altında. Adaya yazın
Giresun limanından tekne turları düzenleniyor. Cenevizliler ve
Venedikliler tarafından gemi sığınağı olarak uzun süre
kullanılan adanın şu anki sahipleri yabani göçmen kuşlar,
karabataklar ve martılar. Adada bulunan Hamza Taşı ana tanrıça
Kybele'yi temsil eden, sacayak gibi 3 ayak üzerine oturmuş bir
taş. Ocak (aile) kültürünü temsil ediyor. Kutsal taş 4 bin
yıllık geçmişi ile dini inançlar gereği yaşlılar için umut veren
ve mistik güç kaynağı olan dilek taşı. Her yıl 20 Mayıs'ta
Uluslararası Aksu Festivali'nde düzenlenen ve soyun sürdürülmesi
inancıyla yapılan sacayaktan geçme geleneği, adanın etrafının
dolaşılmasıyla tamamlanıyor. Ada turu Hamza Taşı'ndan başlayıp
yine orada son buluyor. Adanın Mitolojideki Yeri
Ada dünya mitolojisinde ve tarihinde Aretias,
Areionesos (İlk çağ adı), Nesos, Area, Areos, Chalceritis
(Romalıların verdiği ad) adları ile karşımıza çıkmaktadır.
Kıyıdan 1.6 km açıkta bulunan ada 40. 000 metre karelik
yüzölçümüne sahiptir. Bir söylenceye göre ada kentin
güneydoğusunda yer alan ve görünümü bir kartal gagasını andıran
Gedikkaya'dan kopan bir parçanın denize yerleşmesiyle
oluşmuştur. Adada tarihle doğa iç içedir. Kalıntılardan
çepeçevre surlarla çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Surların
yapımındaki inşaat işçiliği Giresun Kalesiyle aynı tekniktedir.
Pontuslular dönemine ait olduğu kuvvetle ihtimaldir. Tarihi
kalıntılarından iki büyük şarap fıçısı, bir mabet harabesi,
tapınak yeri, ayakta kalan surlar ve gözetleme kulesi en göze
çarpanlardandır. Doğu ucundaki "Hamza Taşı" antik çağlardan
kalma bir dikittir. Çağlar boyunca yöre insanları için mistik
güç kaynağı olmuştur. Romalı bilgin Pilinius "Ilistariaum Mundi"
adlı eserinde, adada savaş tanrısı Mars'a sunulmuş bir açık hava
mabedinden söz eder ve şunları yazar: "…ve Pharnace'nin
karşısında Chalceritis, Yunanların Mars'a vakfedilmiş olan
Arias'ı bulunur. Burada kuşların kanatlarını vurarak
yabancılarla mücadele ettiği söylenir."
Ada mitolojide geçen Altın Post peşindeki Argonautlar ile ilgili
önemli bir olaya sahne olmuştur. Thabai Kralı Athamanas'ın,
Nefele adlı karısından iki erkek çocuğu olur. Sonraki yıllarda
ikinci kez evlenen kral çocuklarını kurban ederse ülkesinin
kıtlıktan kurtulacağına inandırılır. Bunu öğrenen anneleri
Nefele çocuklarını bulut ve buğuya sararak uçan altın bir posta
bindirir ve onları Karadeniz'e doğru gönderir. Çocuklardan biri
Çanakkale Boğazı'nda fırtınaya tutularak ölür, diğeri yoluna
devam eder ve mitolojik kişilerce Çanakkale Boğazı ile Kafkasya
arasında bir yere saklanır. Herakles döneminde aralarında Güç
Tanrısı Herkül'ün de bulunduğu bir grup yiğit, altın postu ele
geçirmek amacıyla Karadeniz'e açılırlar. Bir sürü serüven
yaşadıktan sonra Aretias adasına gelirler. Altın postun burada
saklı olduğuna inanmaktadırlar. Ancak adada onları ejderha
yapılı kuşlar karşılar. Herkül'ün daha önce Stymphales Gölü
çevresinden kovduğu kuşlar buraya yerleşmişlerdir. Kuşlar
tüylerini ok gibi fırlatarak saldırıya geçerler. Argonautlar
kalkanlarıyla kendilerini korumaya çalışsalar da bir
arkadaşlarını yitirmekten kurtulamazlar. Sonunda kuşları öldürür
ve altın postu aramaya koyulurlar. Bulamayınca da adayı
lanetleyerek ayrılırlar. 1984 yılında kaptan Tim Severin
yönetimindeki araştırma ekibi bu efsanevi yolculuğu tekrar
canlandırmak için Argo gemisinin aynısını hiç çivi kullanmadan
yaptırır ve kürek çekerek Giresun Adasına gelirler. National
Geographic dergisinin de bulunduğu bu seyahati BBC Televizyonu
12 kişilik bir ekiple belgeselleştirir ve tüm dünyaya bu ada
tanıtılır. Romalı bilgin Pilinius'un "Histarium Mundi" adlı
eserinde ve ünlü Mitos yazarı Apollonius'un (İ.Ö. 295-195 ) "Argonautiga"
alı eserinde konu daha da detaylı işlenmektedir. Başka bir
efsane Kral Mitridates'in kızına ilişkindir. Kralın genç ve
güzel kızıyla pek çok soylu kişi evlenmek istemektedir. Kız ise
hiçbirini istemez, çünkü kalenin eteklerinde koyunlarını otlatan
bir çobanı sevmektedir. Kral buna kızar, kızını adadaki
manastıra kapatır. Çobanı yakalatarak manastırın önündeki kiraz
ağacına astırır. Kız da ertesi gün kendini manastırın kulesine
asar. Üçüncü bir öykü şöyledir. İsrail Oğulları Yusuf'un
altından bir heykelini yapar. Mısır'dan göç edip Filistin'e
vardıklarında Musa Peygamberden heykeli getirmesini isterler.
Musa mucizeyle heykeli Filistin'e getirir. Burada Fenikeliler
heykeli alıp Kıbrıs'a götürürler. Yunanlar heykeli Kıbrıs'tan
alarak Olimpos Dağı'na yerleştirirler. Pers İmparatoru Dara (Dareios)
Anadolu ve Yunanistan'ı ele geçirince altın heykeli Mısır'a geri
verir. Bundan sonra heykel tekrar Fenikelilerin eline geçer. Bu
kez getirip Aretias Adasına yerleştirirler. Altın heykeli almak
için Yunanların Giresun Adası'na kırk kez saldırdıkları
söylenir. Geçmiş alt kültürlerden izler taşıyan ada, eşine ender
rastlanır bir doğa harikasıdır. Mevcut kalıntılar insanoğlunun
doğaya egemen olma isteğini vurgular. İnsan bir anda kendisini
tarihin, mitolojinin derinliklerinde bulur. Geçmiş uygarlıkların
inançlarını ve törelerini yaşar gibi olur.